31 Aralık 2022 Cumartesi

Git 2022!!!



Cok `zor`dun.. gercekten bu sefer cok acittin.


Ilk aninda buyuk `kayip`la basladin, sarstin. 

Devam ettirdin, her seferinde almaya devam ettin, sevdiklerimi bedensel aldin benden.


Kariyerimi, isimi, sayginligimi aldin.. umudumu da yerle bir ettin. Arkadaslarimi caldin benden. Hep `Ogretme` pesindeydin. Beni hep yoklukla, kötülükle sinadin. Yasattin ve bana hep umutsuzlugu ogrettin.


`Tamam` dedim son ceyreginde.. dedim bunu en icten hem de.. yine de onca sinavinda, hep benden eksiltirken, bana oyle `guzel` seyler vereceksin, sevdiklerimin bedensel yoklugu olsa da onlarin `ozlem`i bana `umut` verecek. Bu sefer almayi degil vermeyi deneyeceksin.


Ama sen naptin? Yillarca kactigim, unuttugum, bilmek bile istemedigim kalbimin sicakligini hissettirmeye kalktin. Hah dedim, “2022, gider ayak ogretecek misin yoksa yine ama bu sefer `guzellik`lerle? Yoksa burdaydim ve acitmiyorum bu sefer, ölüm yokluguna karsi sana `ask` veriyorum ve `yeniden dogma`na sebep oluyorum, iste `sans` bu!” diyor. Tamam dedim. Doldur getir, hadi `gec` kalmayalim bu sefer…


Peki naptin? Soyle, evet naptin?

 Yillar sonra dokundugun kalbimin derinliklerini bir anda `camur`la kapladin. Simsiyah yaptin, uzdun, yok ettin. Gun be gun, daha `umutsuz`, daha `korku` dolu, daha `mutsuz` oldum… karlarla kalbim bir anda isindi ve ustu camurla kaplandi. Yine acidi.. o kadar cok aci idi ki bu… o kadar coktu ki…


Artik dolmus, tukenmis, caresizce kipirdamadan beklettin. 


ilk aninda, gozyaslariyla `merhaba` dedim. Umut ettim, dilekler diledim. Hep iyilikler, yine.. herkes icin hem de…


Son saatlerinde, yine gozyaslariyla `hoscakal` Demiyorum  bu sefer… ama biliyor musun, busefer gercekten cok acittin, cok yoksunluk biraktin.



Hoscakal demiyorum sana 2022! 

Bu sefer iyilikler elbet bulunur demiyorum. Bu sefer `bit` bile demiyorum ben. Sadece `git` diyorum! `Git`! Her cani acitan, uzen, sevgisizce, saygisizca, haksizca, hüzün dolduran herkele birlikte git!


`ölüm` gibi seyler oldu..

Cok ölen oldu…

Öldüren ise hep sen oldun.


Git 2022! 

12 Aralık 2022 Pazartesi

You will never know


 Oturdum yine. Yanımda bir kadeh şarap, çalan şarkı ise you will never know.... Nedense bu şarkıyı senle özdeşletiriyorum ben. Yani sen değil. Benim sana olan hislerim... Asla anlamadığın hislerim. Bildiğin ama anlamadığın, aslında anlamlandırmadığın.... 

 tüm günümü seni düşünmemek adına doldurdum. Çünkü seni düşünmemeliyim.  Seninle konuşamadığım gibi, söylemediğim gibi seni düşünmemeliyim. Ama özledim ben seni. 

Gerçekten. 

Çok saçma, bir insan hiçbir şey yaşamadığı birini özleyemez. Dünya bunu der çünkü. Neyi özlüyorsun ki.... Hiçbir şey yaşamadığın, tanımadığın, sadece bir isimden ibaret olan birini nasıl özlersin ki.


Özledim ama işte napayım.

Söylemek istediğim o kadar çok şey var ki sana. Keşke karşıma geçsen, gözlerime baksan ve sorduğum her şeyi cevaplasan. Genelde cevaplarını biliyorum senin. Ögrendim, anladım. Ama yine de umut ediyorum işte, belki sen de görürsün beni... Anlarsın. Fark edersin. İstersin işte ya, benim senle geçirmek istediğim her saniye gibi, sen de beni istersin..


çoğu zaman isyan ediyorum. Bir sürü keşkem var benim ama hiç keşke 2-3 ay önceme dönebilseydim dememiştim. Keşke o youtube girmeseydim. Keşke seninle hiç karşılaşmasaydım. Keşke hiç konuşmasaydım. keşkem bu benim son zamanlarda. 


hep pişmanlıklarım olmuştur. çok olmuştur hem de. hep yapamadıklarımda aklım kalmıştır. Söylemeseydim demişimdir. Kendimi çok sevdiğimi sanırken sanırım kendimi hiç sevmiyorum. Zaten seviyor olsaydım, senin fotoğraflarına bakıp ağlamazdım değil mi?


Sana söylemediklerimi yazıyorum işte. tek bir şeyden eminim ki, zaten sana söylesem de hiçbir etkisi olmayacak. Çünkü ben öyle yokum ki senin için, öyle hiç varolmuyorum ki, naptığım, ne düşündüğüm ki en önemlisi ne hissettiğim hiçbir zaman umrunda olmuyor...


Pazar günü ona pancake yaptın. Pancake pazar günleri yapılır kuralını uyguladın. Sana en güzelini yapacağım dedin. Ona yaptın... İmrenerek baktım. Yine keşke dedim ben. Bu bizim planımızdı...Biz konuşmuştuk...Biliyorum, bunu o kadar çok kişi ile konuşuyorsun ki, ben de sadece biriydim o listede. 

Çok ağlıyorum ben. Öyle çok ki...Yaşayamadıklarımıza...senin hiç hissetmediklerine. Benim anlamsızca sana baglanmamla...seni umutsuzca istememle....


Her gün soruyorum. neden diyorum.... ya neden, ben birini böyle isterken neden istenmiyorum ki ben. 





7 Aralık 2022 Çarşamba

Itirafnamesiz

nefes aliyorsun. hala.. cok acimasiz. cunku nefes aliyorsun.


bir suru sey yaptin. iyi insan oldun. basarili oldun. guclu oldun. gururlu ve haysiyetli oldun. baskasininkime bakmadin. iyi seyler istedin. herkes iyi olsun istedin. 


affettin. sustun. bagirdin. bencil oldun.


saglikli oldun. dikkat ettin. guzel oldun. basarili oldun. akilli oldun. temkinli oldun. yikilmadin. dimdik durdun.


iyilik yaptin. memnun oldun. istemedin, sabrettin, calistin, cabaladin, yok dedin, evet dedin, yilmadin, umut ettin.


-mis gibi yaptin, hayal ettin, olsun dedin, erdemli oldun.


calistin, aza kanaat ettin, dost oldun, utandin, geri cekildin, bosver dedin.



gittin, israr etmedin, saygi duydun, sevdin, sevmek istedin, sevmeye inandin, daha da cok sevmek istedin.


tektin, yalnizdin, sukerettin, gormezden geldin, saygi duydun, yutkundun, aglarken guldun, istemedin, sormadin, sorgulamadin.


ictin. cok ictin. cok cok ictin. 


vicdanli oldun, yalan soylemedin, aldatmadin, utandirmadin, uzmedin.


bekledin, aldirmadin, sabrettin.



dibe vurdun. gozyaslarin dokuldu... uyuyamadin... kisacik uykularinda kabuslar gordun. bakamadin. goremedin. duyamadin. sarilamadin.


hissedemedin...


sevilemedin...


onemsemedin...


karanlik, siyah, tukenmis... her sey bos. her sey yalan hep sahte...


diptesin...


son.


boyle olmamaliydi...


ama


s

o

n


.

25 Ekim 2022 Salı

#Quotes Differences



 

Ozledim Seni diyememek..

ben bu gruptanim. ozledim diyemem. hayatimda da kendiliginden kimseye dememisimdir. giyabinda derim ama.. yani baskasina “x’i ozledim” diyebiliyorum. ama sahsa diyemiyorum. bu arada sadece “sevgili” sifatinda birisi icin gecerli degil. yegenlerime de soyleyemiyorum, anneme de, is arkadasima da.
rahatca soyledigim tek canli kedim. 

altinda bir suru sebep var. biliyorum. uzerine de dusuyorum ama sadece seni ozledim diyen birine “ben de” diyebilmeye kadar ilerleyebildim.

ozlem duygusunu sevmiyorum ben. o duyguyla bas edemiyorum da. ozledigimde hircinlasiyorum genelde. bu yuzden de soylemek de bana hem zor hem gereksiz geliyor. bana soylenmesi de sanilan kadar etki etmiyor. 

yoksa, oyle cok ozledigim insanlar, olaylar var ki..


Temmuz 2022

17 Kasım 2021 Çarşamba

 Hayatin devam etmesi kuralina uyuyor musunuz? Devam... siradan, basit bir kelime.  Cogu zaman, bir cirpida cikiyor hayatimizda. Her an, herkese hatta her seye soyluyoruz. Tanimadigimiz birine de soyluyoruz, ilgisiz bir olaya da. Bizi etkilemeyen anlik herhangi bir seye. Oyle basit bir kelime iste.

Ama bazen basit olan en zordur derler. oyle gibi. Bazen bu kadar basit bir kelime, en anlamli, en gerekli sey haline gelir hayatinizda? Bunu fark edebiliyor musunuz? 

Anlayabiliyor musunuz?


Devam edebiliyor musunuz?


12 Kasım 2021 Cuma

Bazen konuşmak, bazen yazmak, bazen susmak...


Hangisini seçerdin? Ya da seçeceğin şeyden emin misin? Gerçekten ne istediğini biliyor musun yoksa sen de kitaplaşmış kelimelerin seni iyi hissettireceğini düşünüyorsun? Hani hep söylenen kelimeler var ya...

Huzur...

Mutluluk...

Heyecan...

Sadakat...

Para....

Senin de istediklerin bunlar değil mi? İlk aklına gelenler en azından. Hani karmaşık bir resimde ilk gördüğünüz kelime hangisi derler ve sen orada gördüğünün senin ihtiyacın olduğunu düşünürsün ya. En azından öyle derler. Başkaları der sen de onlara inanırsın. Sanki o başkaları seni biliyormuş, çözüyormuş gibi. Ya da o başkaları kendileri çok "iyiymiş" gibi. 

Bozuldu her ruh artık. Öyle bozuk ki, öyle yoldan çıkmış ki, düz yolun istikametinden bile habersiz. Sen, ben, öteki. Fark etmiyor artık özneler. Herkes bir ama bir o kadar da herkes birbirinden uzak. Yakın olmak isterken bile aslında bir o kadar uzak. 

Bilmek istemek gelmiyor kimsenin içinden. Öğrenmek de istemiyor. Bildikleri de öğrendikleri de yetiyor ruhlara artık. Farklı yüzler gördüğünde bile aslında aynı olduklarını anlıyorsun. Anladıklarına kör oluyorsun. Çünkü yeni anladıkların korkutuyor, acıtıyor, yoruyor seni. Yorulmak hiç istemediğin bir şey. Bir yandan yola devam etmek istiyorsun, bir yandan yolda bulduklarından kurtulmak.  Aslında o yol dümdüz olsun istiyorsun. Hiç çukuru olmasın, kıvrılmasın, çamuru da olmasın taşı da olmasın. Dümdüz olsun, aynı olsun, hiç değiştirmesin. Beş adım önceki gibi olsun. 100 adım sonranda olacağı gibi olsun. Hep aynı kalsın.

Ama aynı kalan sana huzur vermiyor. Mutluluk vermiyor. Heyecanlanmıyorsun bile. Yeni olan bir şey yok ki. Göremiyorsun bunu. Görüyorsan da bilmiyorsun. Bilmek istemiyorsun. Susmak ve aynıya devam etmek istiyorsun. Basit olan senin olsun, yorulma, şaşırma. Hep aynı kal istiyorsun. Yetmediği anda ise kalakalıyorsun.

Gerçekten biliyor musun ne istediğini? Bildiğin istediklerin senin oluyor mu?


 Olmadığında konuşuyor musun, susuyor musun, yazıyor musun...


 



15 Nisan 2019 Pazartesi

insanların kendi hatalarını kabul etmesi zor oluyor. 
bazen gerçeği, doğruyu ya da yapılması gerekeni göre göre hatayı yapmaya meyilli insan. çünkü defolu bir canlı o da. 
o zamana kadar oluşturduğu karakteri, doğruları, gerçekleri, vazgeçilmezleri yıkılmaya başladığında, kendinle bu kadar çeliştiğini gördüğünde, işte o an başlıyor bu nefret duygusu.

psikoloji der ki : önce kendini sevmeli, önce kendini affetmelisin. işte en zor olanı bu oluyor. egoları yüksek insanlar, bencil insanlar, gerçeklerden korkan insanlar bu duygudan bihaberler. çünkü onlara göre kendileri hariç herkes hatalı, her şey yanlış ya da eksik. cehalet mutluluktur, unutmayın.

kendinden nefret etmeye başladığın an, her şeyin çözülmeye ve dibe çöküşün hızlanmaya başladığı an gelmiş oluyor. kendini affedememek en zor olanı maalesef. o zamana kadarki tüm doğrularınla benliğine yabancılaşmaya başlıyorsun ve hem olayın duygusal acısı hem de kendinle olan çelişkilerin, o duyguyu daha da körüklemeye başlıyor.

birçok insan kendinden nefret ediyor aslında. sadece bunu görebilenler, yaşayabilenler, itiraf edebilenler var.. çoğu kişi ise bu güçlü duyguyu başkalarına yönelterek alıyorlar intikamlarını. ya da aldıklarını sanıyorlar. Zaten birçoğumuz sanrılaştırdığımız hayatları yaşamıyor muyuz? -mış gibi yapıp günü kurtarmıyor muyuz? 

bu duygudan nasıl kurtulunur bilemiyorum. kendiyle barışık yaşayan ben, en büyük gücü kendine olan inancı olan ben için öyle yabancı bir duygu ki bu.
şu aralar nefretin en büyüğünü yaşıyorum kendime ve kendimi nasıl affedip yoluma devam edeceğimi bilemiyorum.

11 Nisan 2019 Perşembe

Ben bilmiyorum

geçenlerde biri sordu bana :  "seni ne mutlu eder diye? "

gözlerim açıldı bir an, sonra kapandı. sustum, bir şeyler yazmak istedim.  dizi seyretmek yazdım, sildim.  dondurma yazdım. yine sildim.
hiçbir şey yazamadım.
hiçbir şey söyleyemedim.

bilmiyorum dedim.  beni ne mutlu eder bilmiyorum.

"en son kim seni mutlu etti" diye sordu. yine düşündüm. yine cevap veremedim. annem olabilir mi diye düşündüm. hani en çıkmazlarda sarıldığımız en vazgeçilmez insan. ama onun bana söyledikleriyle mutlu olmuyorum ki ben yine..

"kiminle mutlu oluyorsun" diye sordu. kiminle mi? biri ile mutlu mu olunuyor?  ben hiç birinin varlığıyla mutlu olmadım ki. yanımda olmasından mutlu olmadım, onu düşündüğüm için mutlu olmadım, beni önemsediği için mutlu olmadım. ya da sadece ismini telefonumda gördüğüm için mutlu olmadım. kimse için mutluluk sebebi yaratmadım ki.

mutluluk nedir bilmiyorum ben. .bilmediğim şeyi de yaşıyorsam da onu hissedemiyorum.

ne olduğunu bilip, methiyeler düzenler; ya da kısacık bir kelime ile anlatabilenler...sebep bile olmadan hissedenler..
şanslısınız.

hissetmek ve anlamak bir yana, ne olduğunu bilmeyenler de var bu dünyada..

19 Şubat 2019 Salı


Kalp ağrısı özür dileyerek geçecek türden değil maalesef. Keşke olsaydı..
Keşke birini hayal kırıklığına uğrattığımız için özür dileyebilseydik. Özür dileyip tüm yaşanılanları unutturabilseydik. Keşke, hayatı, o dört harf  kadar hafifletebilseydik.

Acıtmalar acıtıldığı kadar kısa sürede iyileştirilebilseydi keşke değil mi? Birinden vazgeçmek için milyonalrca sebep varken, kalmak için tek bir sebep bulabilseydik hayatta. KEşke birini o kadar çok sevebilseydik. Sevdiğimizi sanmak yerine...



Her şeyi doğru sandığınız bir anda, her şeyin yanlışını görüyorsunuz ya, işte o anda sadece özür diyerek çekilebilsek keşke hayattan bir kenara.

Hayat özürlerden ve keşkelerden daha derin ama. Bir gün o derinlikte buluşabilmek dileğiyle..

24 Temmuz 2018 Salı


Evet.
Kızgınım son günlerde.
Kime ya da neden olduğunu umursamaksızın kızgınım hem de.
Sadece kızgın olmak istediğim için belki de. Belki de sadece kendi ruhumu yormak için, belki de tam aksi..belki sadece ruhumu temizlemeye çalışıyorum.
Hayatın kirlerinden arınmaya çalışıyorum. Cesaretin izlerini silmeye çalışıyorum. Güneşin doğduğu andan sonra umut ederek heveslendirdiğim ruhumu dinlendiriyorum.
Sadece kızıyorum.
Ateşin hiç hissedilmeyen soğukluğu kadar kızıyorum.
Sana..
Ona..
Zamansız çalan kapının zilindeki tınıya bile kızgınım.
Saçlarımda erkenden çıkan onlarca beyaz saç teline kızgınım.
Neden diye sormadan, kim diye sormadan..
Ama diye başlayan cümlelerin aslında bana hayal kurdurduğunu bilmeye kızgınım.
Evet.
Sadece kızgın olmak istediğimden kızgınım bu sefer. Başlangıcını bilmediğim halde sonundan başlayan filmin acı son ile bitmesine kızgınım.
En sevmediğim sesin keman sesi olduğunu size söylemediğime kızgınım.
Kahveyi acı sevdiğim için dilimde bıraktığı o anlamsız tada bile kızgınım biliyor musunuz.
Bilmediğinizi biliyorum.
Bilmediğiniz için geçip gittiğinizi de biliyorum.
Geçip gittiğiniz için kalan can acılarını önemsemediğinizi de..
Önemsemiyorsunuz diye daha da mutlu olduğunuzu da biliyorum.
Evet.
Siz mutlusunuz.
Ben kızgınım.
Nedeni olmaksızın kızgınım.
Simsiyahlığın aslında masum bir beyaz olacağını düşünebildiğim için kızgınım.
Belki de
Hayattaki en kolay şeyin mutlu olmak olduğunu sanmaktan kızgınım.


Suskunlukla kızıyorum sadece. Belki de kızgınlığımla susuyorumdur.
Sonsuz karanlıkla
Kızıyorumdur.

9 Mart 2016 Çarşamba


Yalnızlık pek de sevilecek, bağlı kalacak, vageçilmeyecek şey değil.
Gün geliyor, yalnızlığına yalnızlaşıyorsun çünkü.

Komik bir şey duyduğunda bunu biriyle paylaşamamak ne demek biliyor musun? Yaptığın yemeği tuzlu yaptığında sana bunu söyleyebilecek birinin olmaması. Uyurken bir ses ile irkildiğinde seni sakinleştirecek tek şeyin yine kendi aklının olması. İçindeki sevgiyi paylaşamadıkça azalıyor işte. Acıların dağ gibi büyüyor içinde. Tatil sabahları kaltığında kahvaltı bile etmek istemiyorsun. Gece uyuduğunda üstün açık oluyor. Boğazın ağrıdığında çorbasız kalıyorsun. öksürürken suyunu kendin içmek zorunda kalıyorsun.

Hayatın hep tekil. İsteklerin tek kişilik. Yolculukların hep cam kenarı. Geleceğin daha belirsiz. Umutlarına umut ekleyemez, hayallerini daha da büyütemezsin.

Yalnızlık sadece dinginleşmek değil. Yalnızlık tekelleşmek ve zaman içinde azalmak anımsanmayacak kadar...

23 Haziran 2015 Salı

ölüm diye bir şey var.
hani her gün hiç aklımıza gelmeyip de sanki hiç ölmeyecek, sanki bu yaşam hiç bitmeyecek, sanki bir anlık mesele değilmiş gibi yaşıyor, yaşatıyoruz ya... o işte..

hemen geliveriyor, geldiğinde gitmiyor da.

öldüğün zaman o kadar hızlı oluyor ki.. tüm yaşanmışlıklar, söylenmişlikler, biriktirdiklerin..hiçbiri kalmıyor elinde. bitiveriyor bir anda.

her şey boş, her şey yanlış gibi geliyor...

unutulmayacak sanıyorsun, unutuyorsun, unutuluyorsun.


ölüm diye bir şey var. bu, olan her şeyin aslında hiç olmadığını anımsatan.

10 Haziran 2015 Çarşamba

Yorgunluk..Sanki..

Yoruldum.. Evet, yaşlandım demek yerine yoruldum diyorum ben artık.
Hani klasik bir şey var ya, “20 yaşındaki sana vereceğin tavsiye nedir?” diye,  benim söyleyeceğim tek şey var.
-Öyle şeyler yap, öyle biri ol ki, her geçen yılda, yaşlandığında, bunların yükünü taşıyarak yorulma.

Evet yorgunum ben, çok.
Her gün erkenden aynı saatte kalkmaktan yorgunum,  o saatte ne giyeceğimi düşünmekten de. Her gün, yaşamımın çoğunu geçirdiğim iş yerindeki insanlara tahammül etmekten yorgunum. Sanki hepsini yaptığımda mutlu oluyormuşum gibi.
Akşam ne yiyeceğimi düşünmekten, alışveriş listesindeki eksikleri tamamlamaktan yorgunum.  Sanki yemek yemek çok da umrumdaymış gibi..
Hafta sonu sosyal olmaya çalışmaktan, olmadığımda böyle daha mutluyum diyip kendimi kandırmaktan. Sanki kandırabiliyor muşum gibi..
Yeni şeyler aramaktan, bulamadığımda hepsi boş diye teselli etmekten.
En çok da planlamaktan yorgunum.  Sanki gerçek oluyormuş gibi..

Yeni birisini tanımaktan da yoruldum. Ona alışmaya çalışmaktan, olmadığında, “olmuyorsa olmuyor” demekten, o üzüntüyü yaşamaktan, üzüntüyü daha derin yaşamamak için umursamaz olmaya çalışmaktan da yoruldum. Sanki üzüldüğümde ya da üzülmediğimde değişen bir şey oluyormuş gibi.

10 sene sonrasını düşünmekten de yoruldum.  Sanki düşündüklerim oluyormuş gibi..

İyi biri olmaya çalışmaktan yoruldum. Daha anlaşılır, daha adil, daha güçlü, daha zararsız, daha düşünceli, daha olumlu, daha yeni, daha sakin olmaya çalışmaktan. Sanki bunun insanlar tarafından önemi varmış gibi..

Güçlü biri olmaya çalışmaktan da yoruldum. Çalışmadım, oldum da. Öyle sert, öyle geçmesi zor bir ben var ki, kendimle savaşmaktan, yumuşatmaya çalışmaktan, mutlu olduğum şeyler başkaymış gibi yapmaktan da yoruldum. Sanki değişebilecekmiş gibi bunlar..

Vedalardan da yoruldum.


Aslına bakarsanız, ben yorulmaktan yoruldum.
Yorgunum ben..

Sanki bir daha hiç dinlenmiş olmayacak gibi..


17 Mayıs 2015 Pazar

Tüket, harca, bitsin...
Bu mu ilişkilerin son hali? ne tür ilişkidesin?
"bakıyorum, istemiyorum, gidiyorum"

adam dedi ki; "ne borçlandık ki biz dedi? birbirimize ne? baktık, olmadı. sevmesen, gidersin. sevmezsem, giderim. Kızmaya ne hakkın var? Tanışmadık bile biz.."
kadın dedi ki : "boşver, sil gitsin. kızgınım ben. sana değil, kendime de değil. bu tüketilmişliğe.."

adam dedi ki: " seni anlamaya çalışıyorum küçük."
halbuki sadece bir laf etmişti. ne çalıştı, ne istedi. sadece tüketti. bitirdi.

git dedi, sevgiyle kal.

gitmedim, o hep gitti bildi.
susmadım, o hep sustu sandı.
bitirmedim, o hep başlamadı dedi.
anlamadım, o hep anladı..


tüketildim, hissedilmedim, bilinmedim.

geçmedim.

kaldım..sevgisiz ve umutsuz..

15 Mayıs 2015 Cuma

herkes birilerini değiştirmeye calisiyor. kimse olanı sevmiyor.
hep bir oyle yapma, bunu deme cabasında.. keşkesi bile yok.. söyle olsa daha iyi olur demesi bile yok. pervasızca istediğini alma bencilliğinde dolanıyor. almadığında ise arkasına bile bakmadan gidiyor. hemen tüketiyor. 
kaybetmeyi tanımlamıyor bile zihninde.. çıkarmış hayatında, belki de hiç kazanmadığının farkında herkes aslında..

sevisme telaslarında koşturuyor hep. ne için seviştiğini bile bilmiyor ki.. sadece sevişiyor..geçip gidiyor onun üstünden de.

yudumlamıyor ki hayatı, kana kana içiyor, fırlatıp atıyor boş bardağı. yepyeni bardak buluyor kendine. ne bardağın, ne içindekinin ne olduğunu bile bilemiyor. sadece kendinin eksiğini buluyor. tamamlıyor anlık ve yine bırakıp gidiyor. 

hep bir telaş içinde herkes. telaşın en bilinmezliği ile birlikte..

9 Mayıs 2015 Cumartesi

Doğru Kişi diyebilmem için...

uyandığında hala aklında ben var isem, kahveyi şekersiz içiyorsa, renklerle arası iyiyse, babet giyenlere nefret kusmuyorsa, isyan ettiği halde yılmıyorsa, ayrı vakit geçirdiğinde de eğleniyorsa, telefonu çaldığında ben sormadan bilmem gerekeni söylüyorsa, kendine yakıştırabiliyorsa, haydi deniz kenarına gidelim diyebiliyorsa gecenin bir vakti, bahane sunmak yerine gerçeği gösterebiliyorsa, bir yerde gördüğü şeyi sırf benim de hoşuma gider diye alıyorsa, gözünü kapattığında maviyi görebiliyorsa benim gibi, tostuna domates koyuyorsa..

benimle uyuyabiliyorsa, benle dalga geçerken kırmıyorsa, gülebiliyor ve güldürebiliyorsa, keşkeleri varsa, benimle tembel tembel dizi izliyorsa söylenmeden, soruları hesap vermek değil haber vermek olarak cevaplıyorsa, korktuğundan değil saygı duyduğundansa vazgeçtikleri, tek eşliyse, bir yere girip çıkarken yanındakileri unutmuyorsa, beyaz çorap giymiyorsa, yeni bir şey öğrendiğinde öğretiyorsa bana da, kül tablasını boşaltıyorsa, en iyi müziğin konserlerde olacağını biliyorsa, uzaktayken bile en yakınımdaysa, çayı demle içiyorsa, nefret saçmıyorsa etrafa, kedileri de seviyorsa aynı köpekler gibi, sevmiyorsa kalabalığı, utanmıyorsa kendi olmaktan,herkesin yaptığını yapmıyorsa aynı zamanlarda,misler gibi kokuyorsa, yüzme biliyorsa, yürümeyi seviyorsa, anlamsızca delirmelerimde biliyorsa ne yapacağını, öğretiyorsa bana daha güçlü olmayı, balık tutmayı bilmiyorsa, kitaplardan alıntı yapıyorsa,  korkmuyorsa sevmekten, bir film için saatlerce konuşabiliyorsa, tembelleşiyorsa en güzel günlerde bile, bazen saçma sapan bir müzik duyduğunda dans etmekten çekinmiyorsa, fikirleri varsa hayata dair, rakıyı buzsuz içiyorsa, bakıyorsa eski albümlere, İngiliz tarihine meraklıysa, ıssız adamlığu meziyet sanmıyor hatta dalga geçiyorsa, eti az pişmiş seviyorsa, çakmağı kaybetmiyorsa, şapşikçe gülebiliyorsak birbirimize bakıp, yardım ediyorsa birilerine, kumandanın pilini değiştiriyorsa, bitmiş diş macununun yenisini kendiliğinden alıyorsa, koşturmuyorsa peşinden, sordurmuyorsa binlerce soru biz için.

 eşit hak ve özgürlükler içinde olan kadın ve erkek olabildiğimizin farkındalığındaysa..

Paylaşıyorsa benliğimi, bensizliği, benliği...

iyi insan olmaksa hayatla derdi..

ve  gitmiyorsa her şeye rağmen, vazgeçmiyorsa, umutlanıyorsa, söylüyorsa sevdiğini, sevildiğimi hissettiğinde hissettiriyorsa, sussa bile konuşuyorsa aslında, hesap tutmuyorsa yanlışlarımın, ödetmiyorsa hatalarımın bedelini..
sev demeden sevebiliyorsa çıkarsızca, veriyorsa cevaplarımı soru olmadan..

bakışında güven varsa..

ağlarken ağlatmıyorsa..

acırken canım daha da acıtmıyorsa..

doğru zamanda yanımdaysa..

O`ysa.. belki de hiç olmadıysa ;




*ekşisözlük"ten..

3 Mayıs 2015 Pazar

Hayata Bakıyor muyum? Kim bilir..

Hayatla kavgam adil olmak üzere. Hep bunun peşinden koşarım ben. o kavgada kim galip geliyor, bilemiyorum.
Bazen yenildiğimi hissediyorum ama yeniden kuşanıyorum tüm doğrularımı ve yeniden başlıyorum savaşa.  Sanırım hala zaman var bu savaşın bitmesi için. Bir gün, elbet sonlanacak benim galibiyetimle de. Buna inanmak gerek. Aksisinde herkes kadar kötü, herkes kadar acımasız olursun bir o kadar farklı olmak isterken.

Hayata bakışım ise iyi insan olmak üzere. Her ne olursa olsun iyi biri ol. Birilerinin canını acıtma, kırma, yok etme. Geri dönüşü olmayan, kapanmayan yaralar açma. Senin yüzünden değişmesin fikirleri. Sen sebep olma kötülüklere. Aksine güzel şeyler olabileceğine inandır, yılma iyi biri olmaktan. Zarar verme kimseye. Bazen seni salak sanırlar belki, belki ısrarcı, daha iyimserler saf. Olsun. Belki de hepsisin, bundan mı gocunacaksın ki? Nefes alıyorsak yaşama dair, niye kırılsın bir kalp. Çok polyanna değilim ben de. Acılar bir tek sende değil. Ama canın acımışsa bir kere, hep acımayacak ki. Ben sadece bir zerreyim, ne hakla hakettiğini verebilirim yine bir zerre olan insana.
Her an duygularımla dalga geçilmiyor mu? Ben olduğum için küçümsenmiyorum mu? Kandırılmıyor muyum zaaflarımdan? Vazgeçilmiyorum mu tüm sözlere rağmen? Red edilmiyorum mu? Küstürülmüyor mu umutlarım? Bırakılmıyorum mu yalnızlığımla? En zayıf anımda vurulmuyor muyum?
Her an yaşanmıyor mu ki? Artık kötü insanlar daha çok. Bazen sadece istedikleri, bazen zaten hep öyle oldukları için acıtıyorlar canları. Bazen bilmiyorlar nasıl acıttıklarını. Evet, var kötüler bu yaşamda.
Ama kolayı bu zaten.
Birini gülümsetmekten daha kolay ağlatmak.
Birine umut vermekten daha kolay ellerinden almak umutlarını.
Birini sevmekten daha kolay sevmemek.
Birini iyileştirmekten daha kolay yaralamak.
Birine güven vermekten daha kolay güvensiz olmak.
Birine gelmekten daha kolay gitmek.


Belki de hayata bakışım sadece zoru sevmek üzerinedir...Kim bilir..




24 Nisan 2015 Cuma

Yaşlanmak vs Ben ..



hayat değil insanlar adi.
hayat değil insanlar bencil.
hayat değil insanlar çıkarcı.
hayat değil sen yetersizsin.
hayat değil sen yorgunsun.
hayat değil sen umutsuzsun.
hayat değil sen mutsuzsun.
hayat değil sen yorgunsun.
velhasıl, zaman içinde olaylar genellemeden nesnelleşmeye başlıyor.

*****

20'li yaşların başında o öyle kolay, eğlenceli, süpriz ve değişik bir şey bu hadise. çünkü tanıdığın insan az, tecrübelerin kısıtlı, senin anlatacağın çok şey yok. daha yüzeysel geçiştirilebiliyor. sonra sonra zaten dallanıp budaklanıp gelişiyor ilişki.ama 30'lu yaşlarda bu bir çileye dönüşüyor. zira ne aradığını biliyorsun, ne beklediğini biliyorsun. birçok standartın tamamlanmış. ilk tanışmayı atlattıktan sonra, belki de bir daha hiç konuşmayacak, hiç görüşmeyecek bir insan oluyor bu kişi. kaybettiğin zamana gerek yok. bir de öyle geriliyorsun ki! neyinden bahsetmen, neyini bilmesini istediğini çözemiyorsun. ilk tanıştığın andaki önemli olan kriterlerin değişik. mesela telefon numaranı veriyorsun, sonra malak gibi bekliyorsun. belki karşı taraf da bekliyor. oyle manasız bir bekleyiş oluyor. ya da işinden mi bahsedeceksin, ne beklediğinden mi, geçmişteki yaşadıklarından aldığın dersten mi. bir yanda içinden her şeyi dökmek geliyor ki boşa kürek çekmeyesin, bir yandan da diyorsun ki boşver gitsin. bir kargaşa, bir belirsizlik. geriliyorsun. zaten gitgide bünyene yerleşmiş bir tembelliğin var. 40'lı yaşlardaki ilk tanışma ne olur, işte bunu düsünmek bile istemiyorum:(

*****

cesaretini yavaş yavaş eskisinden daha az hissettiğin anlardır.
daha çekimser, ürkek, korku dolu yaklaşırsın, kararlarını daha zor alırsın.
çünkü artık kaybedecek zamanın yoktur ama hatalarından dolayı kaybedeceğin şeyler daha çoktur.








*ekşi sözlük'ten