23 Haziran 2015 Salı

ölüm diye bir şey var.
hani her gün hiç aklımıza gelmeyip de sanki hiç ölmeyecek, sanki bu yaşam hiç bitmeyecek, sanki bir anlık mesele değilmiş gibi yaşıyor, yaşatıyoruz ya... o işte..

hemen geliveriyor, geldiğinde gitmiyor da.

öldüğün zaman o kadar hızlı oluyor ki.. tüm yaşanmışlıklar, söylenmişlikler, biriktirdiklerin..hiçbiri kalmıyor elinde. bitiveriyor bir anda.

her şey boş, her şey yanlış gibi geliyor...

unutulmayacak sanıyorsun, unutuyorsun, unutuluyorsun.


ölüm diye bir şey var. bu, olan her şeyin aslında hiç olmadığını anımsatan.

10 Haziran 2015 Çarşamba

Yorgunluk..Sanki..

Yoruldum.. Evet, yaşlandım demek yerine yoruldum diyorum ben artık.
Hani klasik bir şey var ya, “20 yaşındaki sana vereceğin tavsiye nedir?” diye,  benim söyleyeceğim tek şey var.
-Öyle şeyler yap, öyle biri ol ki, her geçen yılda, yaşlandığında, bunların yükünü taşıyarak yorulma.

Evet yorgunum ben, çok.
Her gün erkenden aynı saatte kalkmaktan yorgunum,  o saatte ne giyeceğimi düşünmekten de. Her gün, yaşamımın çoğunu geçirdiğim iş yerindeki insanlara tahammül etmekten yorgunum. Sanki hepsini yaptığımda mutlu oluyormuşum gibi.
Akşam ne yiyeceğimi düşünmekten, alışveriş listesindeki eksikleri tamamlamaktan yorgunum.  Sanki yemek yemek çok da umrumdaymış gibi..
Hafta sonu sosyal olmaya çalışmaktan, olmadığımda böyle daha mutluyum diyip kendimi kandırmaktan. Sanki kandırabiliyor muşum gibi..
Yeni şeyler aramaktan, bulamadığımda hepsi boş diye teselli etmekten.
En çok da planlamaktan yorgunum.  Sanki gerçek oluyormuş gibi..

Yeni birisini tanımaktan da yoruldum. Ona alışmaya çalışmaktan, olmadığında, “olmuyorsa olmuyor” demekten, o üzüntüyü yaşamaktan, üzüntüyü daha derin yaşamamak için umursamaz olmaya çalışmaktan da yoruldum. Sanki üzüldüğümde ya da üzülmediğimde değişen bir şey oluyormuş gibi.

10 sene sonrasını düşünmekten de yoruldum.  Sanki düşündüklerim oluyormuş gibi..

İyi biri olmaya çalışmaktan yoruldum. Daha anlaşılır, daha adil, daha güçlü, daha zararsız, daha düşünceli, daha olumlu, daha yeni, daha sakin olmaya çalışmaktan. Sanki bunun insanlar tarafından önemi varmış gibi..

Güçlü biri olmaya çalışmaktan da yoruldum. Çalışmadım, oldum da. Öyle sert, öyle geçmesi zor bir ben var ki, kendimle savaşmaktan, yumuşatmaya çalışmaktan, mutlu olduğum şeyler başkaymış gibi yapmaktan da yoruldum. Sanki değişebilecekmiş gibi bunlar..

Vedalardan da yoruldum.


Aslına bakarsanız, ben yorulmaktan yoruldum.
Yorgunum ben..

Sanki bir daha hiç dinlenmiş olmayacak gibi..


17 Mayıs 2015 Pazar

Tüket, harca, bitsin...
Bu mu ilişkilerin son hali? ne tür ilişkidesin?
"bakıyorum, istemiyorum, gidiyorum"

adam dedi ki; "ne borçlandık ki biz dedi? birbirimize ne? baktık, olmadı. sevmesen, gidersin. sevmezsem, giderim. Kızmaya ne hakkın var? Tanışmadık bile biz.."
kadın dedi ki : "boşver, sil gitsin. kızgınım ben. sana değil, kendime de değil. bu tüketilmişliğe.."

adam dedi ki: " seni anlamaya çalışıyorum küçük."
halbuki sadece bir laf etmişti. ne çalıştı, ne istedi. sadece tüketti. bitirdi.

git dedi, sevgiyle kal.

gitmedim, o hep gitti bildi.
susmadım, o hep sustu sandı.
bitirmedim, o hep başlamadı dedi.
anlamadım, o hep anladı..


tüketildim, hissedilmedim, bilinmedim.

geçmedim.

kaldım..sevgisiz ve umutsuz..

15 Mayıs 2015 Cuma

herkes birilerini değiştirmeye calisiyor. kimse olanı sevmiyor.
hep bir oyle yapma, bunu deme cabasında.. keşkesi bile yok.. söyle olsa daha iyi olur demesi bile yok. pervasızca istediğini alma bencilliğinde dolanıyor. almadığında ise arkasına bile bakmadan gidiyor. hemen tüketiyor. 
kaybetmeyi tanımlamıyor bile zihninde.. çıkarmış hayatında, belki de hiç kazanmadığının farkında herkes aslında..

sevisme telaslarında koşturuyor hep. ne için seviştiğini bile bilmiyor ki.. sadece sevişiyor..geçip gidiyor onun üstünden de.

yudumlamıyor ki hayatı, kana kana içiyor, fırlatıp atıyor boş bardağı. yepyeni bardak buluyor kendine. ne bardağın, ne içindekinin ne olduğunu bile bilemiyor. sadece kendinin eksiğini buluyor. tamamlıyor anlık ve yine bırakıp gidiyor. 

hep bir telaş içinde herkes. telaşın en bilinmezliği ile birlikte..

9 Mayıs 2015 Cumartesi

Doğru Kişi diyebilmem için...

uyandığında hala aklında ben var isem, kahveyi şekersiz içiyorsa, renklerle arası iyiyse, babet giyenlere nefret kusmuyorsa, isyan ettiği halde yılmıyorsa, ayrı vakit geçirdiğinde de eğleniyorsa, telefonu çaldığında ben sormadan bilmem gerekeni söylüyorsa, kendine yakıştırabiliyorsa, haydi deniz kenarına gidelim diyebiliyorsa gecenin bir vakti, bahane sunmak yerine gerçeği gösterebiliyorsa, bir yerde gördüğü şeyi sırf benim de hoşuma gider diye alıyorsa, gözünü kapattığında maviyi görebiliyorsa benim gibi, tostuna domates koyuyorsa..

benimle uyuyabiliyorsa, benle dalga geçerken kırmıyorsa, gülebiliyor ve güldürebiliyorsa, keşkeleri varsa, benimle tembel tembel dizi izliyorsa söylenmeden, soruları hesap vermek değil haber vermek olarak cevaplıyorsa, korktuğundan değil saygı duyduğundansa vazgeçtikleri, tek eşliyse, bir yere girip çıkarken yanındakileri unutmuyorsa, beyaz çorap giymiyorsa, yeni bir şey öğrendiğinde öğretiyorsa bana da, kül tablasını boşaltıyorsa, en iyi müziğin konserlerde olacağını biliyorsa, uzaktayken bile en yakınımdaysa, çayı demle içiyorsa, nefret saçmıyorsa etrafa, kedileri de seviyorsa aynı köpekler gibi, sevmiyorsa kalabalığı, utanmıyorsa kendi olmaktan,herkesin yaptığını yapmıyorsa aynı zamanlarda,misler gibi kokuyorsa, yüzme biliyorsa, yürümeyi seviyorsa, anlamsızca delirmelerimde biliyorsa ne yapacağını, öğretiyorsa bana daha güçlü olmayı, balık tutmayı bilmiyorsa, kitaplardan alıntı yapıyorsa,  korkmuyorsa sevmekten, bir film için saatlerce konuşabiliyorsa, tembelleşiyorsa en güzel günlerde bile, bazen saçma sapan bir müzik duyduğunda dans etmekten çekinmiyorsa, fikirleri varsa hayata dair, rakıyı buzsuz içiyorsa, bakıyorsa eski albümlere, İngiliz tarihine meraklıysa, ıssız adamlığu meziyet sanmıyor hatta dalga geçiyorsa, eti az pişmiş seviyorsa, çakmağı kaybetmiyorsa, şapşikçe gülebiliyorsak birbirimize bakıp, yardım ediyorsa birilerine, kumandanın pilini değiştiriyorsa, bitmiş diş macununun yenisini kendiliğinden alıyorsa, koşturmuyorsa peşinden, sordurmuyorsa binlerce soru biz için.

 eşit hak ve özgürlükler içinde olan kadın ve erkek olabildiğimizin farkındalığındaysa..

Paylaşıyorsa benliğimi, bensizliği, benliği...

iyi insan olmaksa hayatla derdi..

ve  gitmiyorsa her şeye rağmen, vazgeçmiyorsa, umutlanıyorsa, söylüyorsa sevdiğini, sevildiğimi hissettiğinde hissettiriyorsa, sussa bile konuşuyorsa aslında, hesap tutmuyorsa yanlışlarımın, ödetmiyorsa hatalarımın bedelini..
sev demeden sevebiliyorsa çıkarsızca, veriyorsa cevaplarımı soru olmadan..

bakışında güven varsa..

ağlarken ağlatmıyorsa..

acırken canım daha da acıtmıyorsa..

doğru zamanda yanımdaysa..

O`ysa.. belki de hiç olmadıysa ;




*ekşisözlük"ten..

3 Mayıs 2015 Pazar

Hayata Bakıyor muyum? Kim bilir..

Hayatla kavgam adil olmak üzere. Hep bunun peşinden koşarım ben. o kavgada kim galip geliyor, bilemiyorum.
Bazen yenildiğimi hissediyorum ama yeniden kuşanıyorum tüm doğrularımı ve yeniden başlıyorum savaşa.  Sanırım hala zaman var bu savaşın bitmesi için. Bir gün, elbet sonlanacak benim galibiyetimle de. Buna inanmak gerek. Aksisinde herkes kadar kötü, herkes kadar acımasız olursun bir o kadar farklı olmak isterken.

Hayata bakışım ise iyi insan olmak üzere. Her ne olursa olsun iyi biri ol. Birilerinin canını acıtma, kırma, yok etme. Geri dönüşü olmayan, kapanmayan yaralar açma. Senin yüzünden değişmesin fikirleri. Sen sebep olma kötülüklere. Aksine güzel şeyler olabileceğine inandır, yılma iyi biri olmaktan. Zarar verme kimseye. Bazen seni salak sanırlar belki, belki ısrarcı, daha iyimserler saf. Olsun. Belki de hepsisin, bundan mı gocunacaksın ki? Nefes alıyorsak yaşama dair, niye kırılsın bir kalp. Çok polyanna değilim ben de. Acılar bir tek sende değil. Ama canın acımışsa bir kere, hep acımayacak ki. Ben sadece bir zerreyim, ne hakla hakettiğini verebilirim yine bir zerre olan insana.
Her an duygularımla dalga geçilmiyor mu? Ben olduğum için küçümsenmiyorum mu? Kandırılmıyor muyum zaaflarımdan? Vazgeçilmiyorum mu tüm sözlere rağmen? Red edilmiyorum mu? Küstürülmüyor mu umutlarım? Bırakılmıyorum mu yalnızlığımla? En zayıf anımda vurulmuyor muyum?
Her an yaşanmıyor mu ki? Artık kötü insanlar daha çok. Bazen sadece istedikleri, bazen zaten hep öyle oldukları için acıtıyorlar canları. Bazen bilmiyorlar nasıl acıttıklarını. Evet, var kötüler bu yaşamda.
Ama kolayı bu zaten.
Birini gülümsetmekten daha kolay ağlatmak.
Birine umut vermekten daha kolay ellerinden almak umutlarını.
Birini sevmekten daha kolay sevmemek.
Birini iyileştirmekten daha kolay yaralamak.
Birine güven vermekten daha kolay güvensiz olmak.
Birine gelmekten daha kolay gitmek.


Belki de hayata bakışım sadece zoru sevmek üzerinedir...Kim bilir..




24 Nisan 2015 Cuma

Yaşlanmak vs Ben ..



hayat değil insanlar adi.
hayat değil insanlar bencil.
hayat değil insanlar çıkarcı.
hayat değil sen yetersizsin.
hayat değil sen yorgunsun.
hayat değil sen umutsuzsun.
hayat değil sen mutsuzsun.
hayat değil sen yorgunsun.
velhasıl, zaman içinde olaylar genellemeden nesnelleşmeye başlıyor.

*****

20'li yaşların başında o öyle kolay, eğlenceli, süpriz ve değişik bir şey bu hadise. çünkü tanıdığın insan az, tecrübelerin kısıtlı, senin anlatacağın çok şey yok. daha yüzeysel geçiştirilebiliyor. sonra sonra zaten dallanıp budaklanıp gelişiyor ilişki.ama 30'lu yaşlarda bu bir çileye dönüşüyor. zira ne aradığını biliyorsun, ne beklediğini biliyorsun. birçok standartın tamamlanmış. ilk tanışmayı atlattıktan sonra, belki de bir daha hiç konuşmayacak, hiç görüşmeyecek bir insan oluyor bu kişi. kaybettiğin zamana gerek yok. bir de öyle geriliyorsun ki! neyinden bahsetmen, neyini bilmesini istediğini çözemiyorsun. ilk tanıştığın andaki önemli olan kriterlerin değişik. mesela telefon numaranı veriyorsun, sonra malak gibi bekliyorsun. belki karşı taraf da bekliyor. oyle manasız bir bekleyiş oluyor. ya da işinden mi bahsedeceksin, ne beklediğinden mi, geçmişteki yaşadıklarından aldığın dersten mi. bir yanda içinden her şeyi dökmek geliyor ki boşa kürek çekmeyesin, bir yandan da diyorsun ki boşver gitsin. bir kargaşa, bir belirsizlik. geriliyorsun. zaten gitgide bünyene yerleşmiş bir tembelliğin var. 40'lı yaşlardaki ilk tanışma ne olur, işte bunu düsünmek bile istemiyorum:(

*****

cesaretini yavaş yavaş eskisinden daha az hissettiğin anlardır.
daha çekimser, ürkek, korku dolu yaklaşırsın, kararlarını daha zor alırsın.
çünkü artık kaybedecek zamanın yoktur ama hatalarından dolayı kaybedeceğin şeyler daha çoktur.








*ekşi sözlük'ten

17 Nisan 2015 Cuma


Birini Anlamaya çalışmak vs Birine anlatmaya çalışmak



Çoğu zaman vazgeçiyorum bu ikilemden. Belki üşengeçlik, belki umutsuzluk. Kimbilir belki de mutsuzluk.
Ama birini anlamaya çalışmaya gerek duymuyorum. Hemen anlaşılsın istiyorum. Soru işaretsiz, muammasız bilinsin istiyorum. Acaba mı diye sormayayım kendime. Doğru mu ki demeyeyim. Yanlış bile olsa görebileyim onu. Üstünde denklemler kurmayayım, takılı kalmayayım aynı adımlarla, hemen geçip gideyim önünden hikayenin. Hemen olsun. Bazen bencilce geliyor bu, olur mu; hani nerede emek, hani nerede zaman, hani nerede ince ince işlenen hayat. Ama ondan vazgeçmek daha zor çoğu zaman. Vazgeçerken acıtması daha sert geliyor. O yüzden anlayayım diyorum, anlatmadan da anlayayım.



Ama birine kendimi anlatmak daha da zor geliyor. Neden anlatayım ki? O, zaten beni anladığı için “O” değil mi? Beni çözdüğü için. Beni gülümsetebildiği için, ya da beni üzebildiği için. Herkesten farkı o değil mi? Sustuğumda aslında konuştuklarımı duyabildiğinden, çığlıklarımda aslında sessizliği koruyabildiğimden değil mi “O”?


Karışıyor kafam. Çok mu istiyorum ben, ya da herkesin istediği kadar mı? Diğerleri gerçekten bunları yaşıyor mu?


Hep sorular içinde cevaplar peşindeyim. Bazen de kaçmaların içinde durmalar peşindeyim..

ya da siz her şeyi boşverin ve bunu dinleyin ;




7 Nisan 2015 Salı

Mim'li misin? Mim'liyim.. Ya sen "Mimleyemediklerimizden misin"?

Hey!

Aylar aylar oldu bir şeyler yazmayalı. Aslında yazdığım bir şeyler var ama onları genelde "pampa"ma gönderiyorum. Bu da blog yazma güdümü tetiklemiyor. Kafamda milyonlarca şey var ama nedense milyon kere de üşengeçim. Bu sebeple de bir şeyleri karalamak, yan gelip yatmaktan daha zor geliyor bünyeye. Susuyorum buralarda.

Gelelim başlığa. "mim" furyasına. Mim ya da fiil hali "mimlemek" bloggerların bir çeşit birbirine laf atma hali de diyebiliriz. Yani interaktif ortamda bir çeşit sosyalleşmek. Kendi içinde yazılmamış kuralları var, blog aleminde bu kurallara da uymak bir çeşit adab-ı muaşeret. Hayat pek enteresan oldu değil mi? Neyse yıl olmuş 2015, hala sosyal hayat, anti sosyal hayat söylemlerinden vazgeçip, beni mimlemiş olan Okuzovski emrine itaat edeyim. Haydi bakalım, insanlık için sıfır, benim için 100 puanlık mim metni;

* Tıp bilimine sempati duyuyorum ben kendi içimde. Hatta ebeveynlerim benim hep doktor olacağıma inanmışlardı. Bu sebeple de doktora gitme fobisi ömrü hayatımda yaşamadım. Hatta enteresan bir şekilde farmakolojiye de yatkınımdır. Zaman zaman hastalanan birilerinde semptomları dinleyerek teşhis koyma gafletinde bile bulunuyorum. Benim tek sorunum "hasta olmak" fiili ile ilgili. Her insan evladı gibi, hasta olduğumda kendimi pek biçare hissediyorum. Bu da fiziksel rahatsızlığın yanında bana psikolojik baskı bile uyguluyor. Ama buna rağmen "iyi" hasta olduğumu söylerler. Mızmızlanacak kimse olmayınca, hastalığın da iyisi olabilir. :)

* Hayatım boyunca kilo alma fobisi ile yaşamış biri olarak bana favori yemek sormak beni kalbimden pıçaaaklamak gibi bir şey. Ama Egeli olmanın verdiği hissiyat ile otlarla aram iyidir. Hatta abim genelde "inek" bir öğrenci olmamı bile bu ot sevdama bağlamıştı. Zira kendisi kahvaltıda da mangal yiyebilen bir bünyeye sahiptir.  Ot iyidir bu sebeple, candır, ciğerdir. Ama ille kırmızı et yiyecekseniz onu da az pişmiş yiyeceksiniz. İçimde bir Fransız besliyorum ben. ^-^  Ama her ne olursa olsun, bir Egeli olarak balıktan hiç hoşlanmadığımı itiraf etmek de benim antipatik özelliğim. Kendilerie ile oldum olası barışık olmadım. Sanırım çocukluğumda bana zorla yedirilen sardalyalara karşı aldığım intikam bu. Deniz ürünleri hiç sempatik gelmemiştir. Denizden çıkan şey yenir mi ya? 0_0

* Ömrümün yarısını tamamlamış biri olarak asabi biri olmadığımı iddia ederim hep. Ama benle ilk tanışan her insan "biraz gergin misin?" sorusunu sorar. Bu da onların kabahati bence. Ben gergin değilim, genelde insanoğlu fazla rahat. Bu konuyu çok konuşmayayım bence, sinirleniyorum. agsdfasfdghasfgdf

* Makyaj 30 yaşıma kadar hiç anlamadığım bir şeyken, bir anda fazlasıyla ilgi alanıma girdi.  o sektör çok karışık, detaylı ve enteresan bir sektör. Ve her şeyde olduğuı gibi, bu sektörde de ne kadar çok para o kadar harika malzeme sonucunda. Yani şu bir gerçek ki, kalite/fiyat doğru orantılı. Ne kadar fazla para harcarsanız o kadar iyi bir görünüm elde ediyorsunuz.  Yine de kadınların başkalaşmış halini bir kadın olarak tercih etmiyorum. Zira palyoça görmek istesem sirke giderim ?!Ancak, daha kusurları kapatabilen ve hala doğal halinizi koruyabileceğiniz çok acayip ürünler var.  Benim bu konuyla ilgili en garibime giden, ilgili bloggerların basit bir işle çok iyi para kazanabiliyor olmaları. Bu çok ilginç değil mi? :)

*çocuk isimleri tamam bende. Ben insan isimlerinin çok önemli olduğunu düşünürüm. Bu sebeple de bu konuyu basitleştirmeyi pek doğru bulmuyorum. Bir insanın ömrü boyunca taşıyacağı bir şeyi, bir anda karar vermemelisiniz. Zira sosyal tüm etkileşimlerdeki ilk izlenimler insanların ismi ile olur. Mühim mesele yani. Bu arada ben de iki isim taraftarıyım, tek sebebi ise birine seçim hakkı tanımak. Kendi ismimden hiç hoşlanmadığım için bu bende saçma bir yara galiba, bilemedim.

*Arkadaşlık iyidir, arkadaşlık gereklidir. Zamanı geri alamadığımızı unutmamak gerek. Bu konu benim yumuşak karnım. Belki bir gün çok detaylı bir şeyler söylerim. Ya da içimde biriktiririm. Ama arkadaşlık yine de önemlidir.

* uuu! en büyük hobime laf ettirmem. Sinema dünyası olağanüstü bir dünya. İnsanların bu dünyaya bu denli ilgisiz kalabilmelerine şaşkınlıkla bakıyorum. Ama bu konuda en kızdığım nokta, senaryo izleyicileri. Bir filmin konusunu beğenmediklerinde o filmi harcamak bir kural olmuş resmen. Oysa sinema bir bütün, bir ekip işi. İzlerken arka planın çalışma matematiğini de çözmek gerekir. SciFi harici her film benim tarafımdan izlenir. Özellikle festival filmleri daha pür dikkat izlenir.  Asla vazgeçmeyeceğim şeylerden biridir. Bir günde 6 film izlemişliğim var, bana bunlarla gelin. Haa bak, mimcilere özel not : "wristcutters a love story " pek bilinmeyen müthiş bağımsız filmlerden biridir. Bir fırsatta izleyiniz. 

* "Havalar nasıl olursa olsun benim havam iyi olsun" mottosu bende error veriyor. Yaz çocuğuyum ben, denizin dibinde bir yazlık yerde büyüdüm. Ne işi,m olur kar ile, soğuk ile, ayaz ile. Zaten çok üşürüm. Ayrıca kış aylarında panda gibi gezmeyi, o soğuğun içime işlemesini, iki büklüm dolaşmayı sevmem ben. Yağmur da sadece kapalı bir yerdeysem çekilebilir. Gözünü sevdiğim Temmuz ayı! hiç bitmese keşke.

* Universiteye gidene kadar ağzıma ne çay ne kahve koymuştum. Hatta net söyleyebilirim ki nescafe denilen şeyin varlığındna haberim yoktu. Bildiğim tek kahve Türk kahvesiydi, onu da içersem kararırdım. 0_0 Bu söz ile sevgili valideme selamlarımı iletirim. ben bu abuk sabuk korkutmaları yiyecek çocuk değildim neden bana bu acımasızlığı yaptı acaba :S Öğrencilik hayatım çay, kahve, su, soda, kola içmekle geçti. Her türlü sıvıyı rahatlıkla tüketirim. tek hazzetmediğim şey "domates suyu".

* Benim enlerim hiç olmadı. En sevdiğim filmi sorsalar 1 saat düşünür, bin çeşit sınıflandırma yapabilirim. Aslaları olan ama enleri hiç olmayan bir bünyeyim.

* Kendi evimin dışında uyuma ile ilgili sorunlarım var. Bu da yaşlandıkça oldu. Halbuki devlet yurdunda gençliğini heba etmiş biriyimdir. ben 60'lı yaşlarımı düşünemiyorum, hiç çekilmeyecek biri olacağım.

*İnsanlardaki hayvan sevgisizliğini hiçbir zaman anlamamışımdır. Sahip olmak bir sorumluluk gibi duruyorken, kişi kendisine bakabildiği sürece, başka bir canlıya daha bakabilir. Bu insanoğlunun kolaycılığa kaçması beni çıldırtıyor.


Yalnız ben ne anlarım mimden tinden sinden diyip de 1000 kelimelik yazı yazmak çok saçma oldu di mi? Her neyse efenim, mevzu budur. Mutlu Kalın..


(- hepsini okudunuz mu gerçekten?)