28 Aralık 2013 Cumartesi
21 Aralık 2013 Cumartesi
14 Aralık 2013 Cumartesi
GaddarIZM
evet..iyi insan olmak istememek ile başlıyor bu serüven. içinizdeki tüm iyilikleri siliyorsunuz, yok sayıyorsunuz.
hani, bazen tarif edemeyiz ama oralarda bir yerlerde vardır ya, canınız acır, tarifsiz bir duygudur. acır ve siz bu acıyı hafifletebilmek için hiçbir şey yapamazsınız. işte o acıyı yaşatandır Gaddarizm!
öyle ki, tüm mutluluğu bir kerede silip atacak bir güçtedir gaddarlık. Bildiğiniz halde karşınızdakinin acısını, içinizde bir yerde, tek zerrenizde bile hissetmezsiniz acıyı siz. öyle bir büyü sarmıştır ki etrafınızı, en ufak bir anı bile duygularınızı ateşlemez. oyle kaskatı, soguklaşmışsınızdır ki, acıyan kalbi görmezsiniz...çünkü gaddarizmin görünmez gücüne kaptırmışsınızdır.
ve siz, acıyan taraf..bu gaddarizm ile başedebilecek hiçbir şeyiniz yoktur. anlamlandıramadığınız, bilemediğiniz, söyleyemediğiniz, durduramadığınız sorularınız ve hiç dinmeyen acınız ile başetmek zorundasınızdır. her gün biraz daha güçsüzleşerek belki, her gün biraz daha azalarak ruhunuzdan ve her gün umudunuzu kaybederek....
ama yine de, bu gaddarlıga ragmen, icinizde bir yerlerde, kalbinize yenik düşüp yine de isterseniz O'nu...
hani, bazen tarif edemeyiz ama oralarda bir yerlerde vardır ya, canınız acır, tarifsiz bir duygudur. acır ve siz bu acıyı hafifletebilmek için hiçbir şey yapamazsınız. işte o acıyı yaşatandır Gaddarizm!
öyle ki, tüm mutluluğu bir kerede silip atacak bir güçtedir gaddarlık. Bildiğiniz halde karşınızdakinin acısını, içinizde bir yerde, tek zerrenizde bile hissetmezsiniz acıyı siz. öyle bir büyü sarmıştır ki etrafınızı, en ufak bir anı bile duygularınızı ateşlemez. oyle kaskatı, soguklaşmışsınızdır ki, acıyan kalbi görmezsiniz...çünkü gaddarizmin görünmez gücüne kaptırmışsınızdır.
ve siz, acıyan taraf..bu gaddarizm ile başedebilecek hiçbir şeyiniz yoktur. anlamlandıramadığınız, bilemediğiniz, söyleyemediğiniz, durduramadığınız sorularınız ve hiç dinmeyen acınız ile başetmek zorundasınızdır. her gün biraz daha güçsüzleşerek belki, her gün biraz daha azalarak ruhunuzdan ve her gün umudunuzu kaybederek....
ama yine de, bu gaddarlıga ragmen, icinizde bir yerlerde, kalbinize yenik düşüp yine de isterseniz O'nu...
30 Kasım 2013 Cumartesi
Evreler-!-
1. Kızgınlık
2. Gurur
3. Acı
4. Umut
5. Vazgeçememe
6. Kabullenememe
7. Acı
8. İstek
9. Kırgınlık
10. Acı
11. Farketme
12. Vazgeçme
13.SON
23 Kasım 2013 Cumartesi
Sana Dair Tını
Şarkıları anlamlandırmayalı o kadar uzun zaman olmuş ki...Dinlediğim tınının sözlerinin tüm hislerime dile getirebilmesini hissetmeyeli , öyle uzak ve karanlık gibi gözükürken aynı anda umut, hüzün, tutku, heyecan, mutluluk, heyecan...Tarif edilemeyen hislerle sadece bir tınıya kapılıp giden, gözyaşlarının boğum boğum akan bu halime hiç alışkın değilim..
Ama, belki burda olmayan ben için, huzura attığım ufak bir adımla bu tını ile güçlenir, geriye bakmadan bir gülşümseye dönüştürebilirim.
sadece bir tını değil, sadece basit bir söz değil bazen zaman...zaman, bazen yaşama dair ufak umuttur belki de..
17 Kasım 2013 Pazar
Beklerken
Her geçen zamanda yepyeni anlamlar yükleniyor ya buna en büyük acı bu.
bekliyorum ben de bir süredir.
neyi beklediğimi biliyorum, neden beklediğimi biliyorum da beklediğim bir gün olduğunda beklediğim gibi mi olacak onu hiç bilmiyorum.
Tek umudum, beklediğimi bilmesi ve beni daha da çok bekletmemesi..
bekliyorum ben de bir süredir.
neyi beklediğimi biliyorum, neden beklediğimi biliyorum da beklediğim bir gün olduğunda beklediğim gibi mi olacak onu hiç bilmiyorum.
Tek umudum, beklediğimi bilmesi ve beni daha da çok bekletmemesi..
15 Kasım 2013 Cuma
Ego...
sizi öyle tutsak eder ki bu his, hayatınızın bambaşka yönde olacağı bir anda bile size geri adım attırmaz ve hiç değişmeyen bir hayata sahip olursunuz. sonra da dertlenirsiniz, niye bunlar oluyor diye.
öyle tutsak eder ki bu his, varlığınızla ve size yapılanlar meşgul eder ve karşı tarafa neler yaptığınızı olayları nasıl değiştirdiğinizi görmenizi engeller.
öyle tutsak eder ki bu his, siz hep değişmeyen siz olursunuz, aynı yerde kalır, aynı şeylere sahip olarak, mutlu olduğunuzu sanırken aslında en mutsuz ve sahipsiz bir varlıksınızdır...
(ekşi sözlük / Kasım 2013)
öyle tutsak eder ki bu his, varlığınızla ve size yapılanlar meşgul eder ve karşı tarafa neler yaptığınızı olayları nasıl değiştirdiğinizi görmenizi engeller.
öyle tutsak eder ki bu his, siz hep değişmeyen siz olursunuz, aynı yerde kalır, aynı şeylere sahip olarak, mutlu olduğunuzu sanırken aslında en mutsuz ve sahipsiz bir varlıksınızdır...
(ekşi sözlük / Kasım 2013)
11 Kasım 2013 Pazartesi
Hayal Kırıklığı
bir kurguya inanırsınız. senaristi siz, başrolu siz, yönetmeni siz olduğunuz bir filme belki de. kaptırır gidersiniz sonunu düşünmeden. ben n'apıyorum demeden. sorgulamadan. belki aynaya bile bakmadan. zira öyle bir kurgudur ki gerçek olmadığı çok bellidir. olmayacağı ise daha da belli.
bir gün uyanırsınız. kurguyu kurgularsınız bir de üstüne sorgularsınız. cevaplarınız yeterli gelemez ki. başkasında ararsınız ama bulamazsınız. ya da bulduklarınız aynadaki yüzün yabanileşmesidir.
zaman geçmez. bu kurguyu sonlandırmaya karar verirsiniz. belki de pek sorgulamadan, sormadan, açıklamadan, cevaplamadan. son dersiniz. the end!
bir bakarsınız ki aslında o kurguya yine en çok siz inanmışsınızdır. inandığını sandıklarınız zaten bunun kurgu olduğunu çoktan biliyorlardır. oynadık bitti derler. kolayca, şuursuzca...
işte o andaki hislerinizin adı hayal kırıklığıdır. çünkü kurgularınız hayallerinizdir ve yitip gitmiştir, bir yerinden kırılmış, sızmış, parçalanmıştır.
bir gün uyanırsınız. kurguyu kurgularsınız bir de üstüne sorgularsınız. cevaplarınız yeterli gelemez ki. başkasında ararsınız ama bulamazsınız. ya da bulduklarınız aynadaki yüzün yabanileşmesidir.
zaman geçmez. bu kurguyu sonlandırmaya karar verirsiniz. belki de pek sorgulamadan, sormadan, açıklamadan, cevaplamadan. son dersiniz. the end!
bir bakarsınız ki aslında o kurguya yine en çok siz inanmışsınızdır. inandığını sandıklarınız zaten bunun kurgu olduğunu çoktan biliyorlardır. oynadık bitti derler. kolayca, şuursuzca...
işte o andaki hislerinizin adı hayal kırıklığıdır. çünkü kurgularınız hayallerinizdir ve yitip gitmiştir, bir yerinden kırılmış, sızmış, parçalanmıştır.
20 Mayıs 2013 Pazartesi
Ya güçlü olmaktan pişmansan?
Hiç kendinizdeki
gücün hiç olmamasını istediniz mi? Ne saçmalıyorsun acaba yine demeyin.
Düşünün,
hayatınızın herhangi bir anında özgüveninizin, bilginizin, zekanızın, olayların
üstesinden gelecek olan gücünüzün, dimdik oluşunuzun pişmanlığını yaşadınız mı?
Hiç istemez
miydiniz? Karşınızdakinin her işin üstesinden gelebileceğinizi düşünmeden size
yardım eli uzatmasını? Acımasını değil, bunu tek başınıza yapamayacağınıza
inanıp yanınızda olmasını?
Ya da
ailenizin bunu da atlatırsın yorumlarını duymadan, tek başınıza olduğunuzu
farkedip, beceremeyeceğinizi düşünüp, bunun size çok fazla geldiğini düşünüp de
sizin için bir şeyler yapmasını? Başınıza kötü bir şeyler geldiğinde,
dostlarınızdan “ sen güçlüsün, bunu da atlatırsın” telkinleri yerine, her daim yanınızda duran…
Yalnızlığın
tanımları değil bunlar, bunlar fazlasıyla güçlü ve zeki olmanın dezavantajları.
Öyle bir büyü ki bu meziyetleri bu tüm çevrenizi, en yakınlarınızı bile etkisi
altına alabilir. O büyüye kapılmış insanlar ise, başınıza her ne gelirse
gelsin, ne yaşamış olursanız olun, kendi başınıza bundan da zaferle çıkacağına
inanırlar ve ortak olmayı bile bırakırlar, yardım etmeyi hiç düşünmedikleri
anda…
Bazen
zaferler, en büyük mağlubiyetlerin ana taşıdır. O taşı yerinden kaldırdığınızda
ise hayal kırıklıkları, pişmanlıklar ve koskoca karanlıklar… Karanlıklarda yalnız
olmamak mı; aydınlıkta tek olmak mı?
Çoktan
seçmeli değil, iki yollu bir sonuç.
Pişman
mısınız gücünüzle tanışıp onla baş edemez hale geldiğinizden?
17 Şubat 2013 Pazar
Algıda Seçicilik..
Algıda seçicilik kavramını yaşar oldum son günlerde. Hiç inanmam bu psikolojik kavrama oysa.
Kandırmaca gelir bana. İnsanın duymak istediği bilinç altındakileri kendine itiraf edemediğinde kullandığı bir çıkış yolu.
Çok sık kullandığım bir kelime vardır. Labirent. Tüm hayatı buna benzetirim.Bir labirentin içinde, bazen çıkışa çok yaklaşırken, bazen de daha da kaybolursun ya. Ya da duraksar, etrafa bakarsın. Bazen koşturursun içinde o kavisli yolun, bazen çömelirsin. En sıkıştığın anda gökyüzüne bakarsın. Daha birçok şey...
İşte labirentin içinde hiç yer olmayan bir kavram "algıda seçicilik".
Ancak, bir an es verdiğimde, algılarımda sürekli bir yönlendirme hissediyorum. Kontrolsüz bir şekilde gidiyorum. Hani yemek kokusunu duyan şuursuzca kokuya yönelen bir köpek gibi...
Sürekli yönlendirilirken buluyorum kendimi.
İnsanın kontrolsüz olmasına katlanamayan ben, tabii ki bu halimde nefret eder haldeyim.
Buna rağmen hala savaşıyorum beynimdeki sinyallerle. Kararlar alıyorum, vazgeçiyorum. Kendime kızıyorum, sonra affediyorum. Kendimi oyalıyorum, boş boş bakıyorum. Hayaller kuruyorum, kendim bozuyorum. Geleceği şekillediriyorum. Yazılar yazıyor, hepsini siliyorum. İnatlaşıyorum. Kaçıyorum.
Kayboluyorum.
Falanlar filanlar işte..
Enteresan olan ise, labirent kılavuzu olan ben, bu sefer bulamıyorum rotamı. Alıgıyı baskasına yönlendir diyenlere soruyorum.
Ne bir ışık ve ne bir karanlık.
Fluluğun içinde savrulur kalıyorum.
Sıkılıyorum.
Sonra da susuyorum.
NOT: neyi algım seçiyor, söylemedim. Erken henüz bunun için, çok erken.
Kandırmaca gelir bana. İnsanın duymak istediği bilinç altındakileri kendine itiraf edemediğinde kullandığı bir çıkış yolu.
Çok sık kullandığım bir kelime vardır. Labirent. Tüm hayatı buna benzetirim.Bir labirentin içinde, bazen çıkışa çok yaklaşırken, bazen de daha da kaybolursun ya. Ya da duraksar, etrafa bakarsın. Bazen koşturursun içinde o kavisli yolun, bazen çömelirsin. En sıkıştığın anda gökyüzüne bakarsın. Daha birçok şey...
İşte labirentin içinde hiç yer olmayan bir kavram "algıda seçicilik".
Ancak, bir an es verdiğimde, algılarımda sürekli bir yönlendirme hissediyorum. Kontrolsüz bir şekilde gidiyorum. Hani yemek kokusunu duyan şuursuzca kokuya yönelen bir köpek gibi...
Sürekli yönlendirilirken buluyorum kendimi.
İnsanın kontrolsüz olmasına katlanamayan ben, tabii ki bu halimde nefret eder haldeyim.
Buna rağmen hala savaşıyorum beynimdeki sinyallerle. Kararlar alıyorum, vazgeçiyorum. Kendime kızıyorum, sonra affediyorum. Kendimi oyalıyorum, boş boş bakıyorum. Hayaller kuruyorum, kendim bozuyorum. Geleceği şekillediriyorum. Yazılar yazıyor, hepsini siliyorum. İnatlaşıyorum. Kaçıyorum.
Kayboluyorum.
Falanlar filanlar işte..
Enteresan olan ise, labirent kılavuzu olan ben, bu sefer bulamıyorum rotamı. Alıgıyı baskasına yönlendir diyenlere soruyorum.
Ne bir ışık ve ne bir karanlık.
Fluluğun içinde savrulur kalıyorum.
Sıkılıyorum.
Sonra da susuyorum.
NOT: neyi algım seçiyor, söylemedim. Erken henüz bunun için, çok erken.
8 Şubat 2013 Cuma
İmalaştırdıklarımızdan mısınız?
Zor bir
kelime seçtim belki ama anlamakta da zorlanıyorum bunu. Büyümenin ya da bana
göre yaşlanmanın en kötü etkisi bu…Eskiden çok tatlı, ufak cilveleşmeler gibi
görünen şeyler büyüdüğünüzde anlamsız ve saçma gelebiliyor.
Belki de
hayatı evcilik oyunu sanmadığımdan ya da gereğinden fazla ciddiye alıyor
olmamdır. Belki de bu benim hatalarımın en büyüğü…Fazla ciddi ve fazla
anlamlaştırdıklarım yüzündendir zorlanmam. Ya da fazla umursamam ki çoğu zaman
değeri bol keseden harcamam. Ama, kendimle çelişsem ya da kendimi hunharca
eleştirsem de ima ile derdini anlatanları anlayamıyorum. İlk anda korkunç bir
şekilde tepki gösteresim geliyor ama daha sakinleştiğimde kaçıp gidesim geliyor…
Ama dur bak,
bir nefes al. Şimdi dinle beni ve bana anlat şunu ;
Yahu yolun
yarısını katetmiş bir insanın, zamanını en iyi şekilde değerlendirmesi
gerekirken neden hislerini imalarla anlatmaya çalışması normal gelsin ki bana?! Saçmaların en büyüğü bu!
Niye yoruyorsun karşındakini, niye giz-lere
bırakıyorsun hislerini, niye zorlaştırıyorsun gerçekleri…Niye Niye Niye? Yapma
işte, susma, farklı maskelere takma kızgınlığını. Gel bana ve kız! Sinirlen! Kafandakini
şiddetle savun! Bileyim ben, duyayım, göreyim samimiyetini kelimelerinde,
yüzünde, renginde…Bileyim ki düşüneyim, düşündüreyim…yoksa imalaşırsan nasıl
yakın olabilirim, nasıl şeffaf kalabilirim… Nasıl başarabilirim bir adım öteye
geçmeyi? Nasıl zamanın kıymetini lehime çeviririm.
Çok soru
sordum değil mi? Ama istediğimden değil, imalaştırdığın için her şeyi…Net
olsaydın, net olurduk. Sussak da susardık ama nokta ile susardık. Nokta (.)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




