Hiç kendinizdeki
gücün hiç olmamasını istediniz mi? Ne saçmalıyorsun acaba yine demeyin.
Düşünün,
hayatınızın herhangi bir anında özgüveninizin, bilginizin, zekanızın, olayların
üstesinden gelecek olan gücünüzün, dimdik oluşunuzun pişmanlığını yaşadınız mı?
Hiç istemez
miydiniz? Karşınızdakinin her işin üstesinden gelebileceğinizi düşünmeden size
yardım eli uzatmasını? Acımasını değil, bunu tek başınıza yapamayacağınıza
inanıp yanınızda olmasını?
Ya da
ailenizin bunu da atlatırsın yorumlarını duymadan, tek başınıza olduğunuzu
farkedip, beceremeyeceğinizi düşünüp, bunun size çok fazla geldiğini düşünüp de
sizin için bir şeyler yapmasını? Başınıza kötü bir şeyler geldiğinde,
dostlarınızdan “ sen güçlüsün, bunu da atlatırsın” telkinleri yerine, her daim yanınızda duran…
Yalnızlığın
tanımları değil bunlar, bunlar fazlasıyla güçlü ve zeki olmanın dezavantajları.
Öyle bir büyü ki bu meziyetleri bu tüm çevrenizi, en yakınlarınızı bile etkisi
altına alabilir. O büyüye kapılmış insanlar ise, başınıza her ne gelirse
gelsin, ne yaşamış olursanız olun, kendi başınıza bundan da zaferle çıkacağına
inanırlar ve ortak olmayı bile bırakırlar, yardım etmeyi hiç düşünmedikleri
anda…
Bazen
zaferler, en büyük mağlubiyetlerin ana taşıdır. O taşı yerinden kaldırdığınızda
ise hayal kırıklıkları, pişmanlıklar ve koskoca karanlıklar… Karanlıklarda yalnız
olmamak mı; aydınlıkta tek olmak mı?
Çoktan
seçmeli değil, iki yollu bir sonuç.
Pişman
mısınız gücünüzle tanışıp onla baş edemez hale geldiğinizden?
