Algıda seçicilik kavramını yaşar oldum son günlerde. Hiç inanmam bu psikolojik kavrama oysa.
Kandırmaca gelir bana. İnsanın duymak istediği bilinç altındakileri kendine itiraf edemediğinde kullandığı bir çıkış yolu.
Çok sık kullandığım bir kelime vardır. Labirent. Tüm hayatı buna benzetirim.Bir labirentin içinde, bazen çıkışa çok yaklaşırken, bazen de daha da kaybolursun ya. Ya da duraksar, etrafa bakarsın. Bazen koşturursun içinde o kavisli yolun, bazen çömelirsin. En sıkıştığın anda gökyüzüne bakarsın. Daha birçok şey...
İşte labirentin içinde hiç yer olmayan bir kavram "algıda seçicilik".
Ancak, bir an es verdiğimde, algılarımda sürekli bir yönlendirme hissediyorum. Kontrolsüz bir şekilde gidiyorum. Hani yemek kokusunu duyan şuursuzca kokuya yönelen bir köpek gibi...
Sürekli yönlendirilirken buluyorum kendimi.
İnsanın kontrolsüz olmasına katlanamayan ben, tabii ki bu halimde nefret eder haldeyim.
Buna rağmen hala savaşıyorum beynimdeki sinyallerle. Kararlar alıyorum, vazgeçiyorum. Kendime kızıyorum, sonra affediyorum. Kendimi oyalıyorum, boş boş bakıyorum. Hayaller kuruyorum, kendim bozuyorum. Geleceği şekillediriyorum. Yazılar yazıyor, hepsini siliyorum. İnatlaşıyorum. Kaçıyorum.
Kayboluyorum.
Falanlar filanlar işte..
Enteresan olan ise, labirent kılavuzu olan ben, bu sefer bulamıyorum rotamı. Alıgıyı baskasına yönlendir diyenlere soruyorum.
Ne bir ışık ve ne bir karanlık.
Fluluğun içinde savrulur kalıyorum.
Sıkılıyorum.
Sonra da susuyorum.
NOT: neyi algım seçiyor, söylemedim. Erken henüz bunun için, çok erken.
17 Şubat 2013 Pazar
8 Şubat 2013 Cuma
İmalaştırdıklarımızdan mısınız?
Zor bir
kelime seçtim belki ama anlamakta da zorlanıyorum bunu. Büyümenin ya da bana
göre yaşlanmanın en kötü etkisi bu…Eskiden çok tatlı, ufak cilveleşmeler gibi
görünen şeyler büyüdüğünüzde anlamsız ve saçma gelebiliyor.
Belki de
hayatı evcilik oyunu sanmadığımdan ya da gereğinden fazla ciddiye alıyor
olmamdır. Belki de bu benim hatalarımın en büyüğü…Fazla ciddi ve fazla
anlamlaştırdıklarım yüzündendir zorlanmam. Ya da fazla umursamam ki çoğu zaman
değeri bol keseden harcamam. Ama, kendimle çelişsem ya da kendimi hunharca
eleştirsem de ima ile derdini anlatanları anlayamıyorum. İlk anda korkunç bir
şekilde tepki gösteresim geliyor ama daha sakinleştiğimde kaçıp gidesim geliyor…
Ama dur bak,
bir nefes al. Şimdi dinle beni ve bana anlat şunu ;
Yahu yolun
yarısını katetmiş bir insanın, zamanını en iyi şekilde değerlendirmesi
gerekirken neden hislerini imalarla anlatmaya çalışması normal gelsin ki bana?! Saçmaların en büyüğü bu!
Niye yoruyorsun karşındakini, niye giz-lere
bırakıyorsun hislerini, niye zorlaştırıyorsun gerçekleri…Niye Niye Niye? Yapma
işte, susma, farklı maskelere takma kızgınlığını. Gel bana ve kız! Sinirlen! Kafandakini
şiddetle savun! Bileyim ben, duyayım, göreyim samimiyetini kelimelerinde,
yüzünde, renginde…Bileyim ki düşüneyim, düşündüreyim…yoksa imalaşırsan nasıl
yakın olabilirim, nasıl şeffaf kalabilirim… Nasıl başarabilirim bir adım öteye
geçmeyi? Nasıl zamanın kıymetini lehime çeviririm.
Çok soru
sordum değil mi? Ama istediğimden değil, imalaştırdığın için her şeyi…Net
olsaydın, net olurduk. Sussak da susardık ama nokta ile susardık. Nokta (.)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
