31 Mayıs 2012 Perşembe
29 Mayıs 2012 Salı
27 Mayıs 2012 Pazar
başlıksız
yokuşları tırmanıyorum
ne agır agır
ne yükseliyor hızım
sakinim
hayatıma karsı
sana karsı
tutunuyorum bir yerlerden
cok sıkıca degil ama
düşmüyorum işte..
yudumluyorum ..
geciyor..
bir bakıyorum arkama..
ne karanlıklarda kaybolmusum
ne aydınlıkta bulmusum..
susuyorum..
geciyor..(2005)
ne agır agır
ne yükseliyor hızım
sakinim
hayatıma karsı
sana karsı
tutunuyorum bir yerlerden
cok sıkıca degil ama
düşmüyorum işte..
yudumluyorum ..
geciyor..
bir bakıyorum arkama..
ne karanlıklarda kaybolmusum
ne aydınlıkta bulmusum..
susuyorum..
geciyor..(2005)
26 Mayıs 2012 Cumartesi
23 Mayıs 2012 Çarşamba
22 Mayıs 2012 Salı
Kork-mak??
hiçbir "yeni"ye merhaba demezsen, bil ki eskileri yavaş yavaş yok ediyorsundur. gün geldiğinde bir hiçe sahip olacaksın. Kork bence insanoğlu...
13 Mayıs 2012 Pazar
12 Mayıs 2012 Cumartesi
Kaybetmek mi? aa-aa
Değişmeyen bir gerçek var; ne zaman kaybettiğinizi düşünürsünüz o anda bir depar atar,toparlamaya çalışırsınız. ama kaybetmenize sebep olan şey değişmez. gün gelir tekrar kaybedersiniz.
9 Mayıs 2012 Çarşamba
Aşk nedir?
Aşk..
"bazen yok olması var olmasından daha zorken, var olması yokluğu aratmayan mantıksız seçimdir"
bazen ;
görürken görmemeyi ; duyarken duymamayı, konuşurken susmayı ; giderken dönmemeyi gerektirir.
içinizden geçenler sizi dağlarken, mutluymuş gibi hissetmeyi gerektirir. aklınızdan hiç çıkmazken, unutmuş gibi yapmayı gerektirir.hayallere dalarken her an, mantıklı gibi davranmayı gerektirir. size en yakınken, en uzakmış gibi durmanızı gerektirir. gereklilikleri yüzünden yaşanamayan ruhtur. ruhunuz özgür, bedeniniz tutsaktır.
uzak olunca senden tuzak oluyor bir anda.
korkuyorsun
o, dünü bile hatırlamayıp hep yarına bakarken ;
sen, dünü bugünmüş gibi yaşıyorsan hala işte bu aşk'tır.
sen o'nlasın...o sen'siz.
yarını düşünmeden, dün ile yaşamaktır.
anılarla,
yaşananlarla,
verilen sözlerle,
kurulan hayallerle...
acımsı çay içersin de hani miden bulanır, kusmak istersen ama kusamazsın. yürürsün yürürsün de ayakkabı ayağını vurur, çıkarmak istersin ama çıkaramazsın. karnın acıkır, guruldar, yemek istersin ama canın istemez. işte böyle bir şey, vazgeçmek istersin de vazgeçemezsin.
komiknickbulamadim/itü sözlük
"bazen yok olması var olmasından daha zorken, var olması yokluğu aratmayan mantıksız seçimdir"
bazen ;
görürken görmemeyi ; duyarken duymamayı, konuşurken susmayı ; giderken dönmemeyi gerektirir.
içinizden geçenler sizi dağlarken, mutluymuş gibi hissetmeyi gerektirir. aklınızdan hiç çıkmazken, unutmuş gibi yapmayı gerektirir.hayallere dalarken her an, mantıklı gibi davranmayı gerektirir. size en yakınken, en uzakmış gibi durmanızı gerektirir. gereklilikleri yüzünden yaşanamayan ruhtur. ruhunuz özgür, bedeniniz tutsaktır.
uzak olunca senden tuzak oluyor bir anda.
korkuyorsun
o, dünü bile hatırlamayıp hep yarına bakarken ;
sen, dünü bugünmüş gibi yaşıyorsan hala işte bu aşk'tır.
sen o'nlasın...o sen'siz.
yarını düşünmeden, dün ile yaşamaktır.
anılarla,
yaşananlarla,
verilen sözlerle,
kurulan hayallerle...
acımsı çay içersin de hani miden bulanır, kusmak istersen ama kusamazsın. yürürsün yürürsün de ayakkabı ayağını vurur, çıkarmak istersin ama çıkaramazsın. karnın acıkır, guruldar, yemek istersin ama canın istemez. işte böyle bir şey, vazgeçmek istersin de vazgeçemezsin.
komiknickbulamadim/itü sözlük
5 Mayıs 2012 Cumartesi
Görmeden,duymadan, dokunmadan Aşk
aşık olmak fiilini bir standarta bağlayan insanlara çok hayranım. ne güzel. insanlar kendi kurallarını belirlemişler, kritize etmişler, öss gibi kendi içlerinde bir sınava sokup belirliyorlar. ben hala aşık olmak ne demektir sorusunun soru kısmındayım. bırakın cevap vermeyi, öyle kritize falan etmeyi daha soru soruyorum. ölüp gidiceğim hala bir bok bilmeden ,anlamadan, çözemeden.
öyle aşka inanmam ben bohem tarzımda yok. aşk benim köpeğim olsun artistliğim de yok. sürüm sürüm sürünmüşlüğüm mevcut tarihte bu aşk meselesinden. ama hiç standartlaştıramadım işte. birine aşık olmak için diye başlayan cümleler kuramadım, ahkamlar kesemedim, filozofvari düşüncelerim olmadı. gün geldi yazısına, gün geldi sesine, gün geldi kaşına gözüne, gün geldi keyfimin kahyasına göre aşık olma durumları yaşadım. yine yaşarım. bu durum benim için geçerli mesela. ben yazdıklarından yola çıkarak aşık olabilirim. söylediği söze bağlı kalarak aşık olabilirim. aşık olunca ille birliktelik yaşama gereği duymam.
zira ben şevkatinden ve çıkarsızlığından dolayı anneme de aşığım. hatta bilgisayarıma aşık olduğumu düşünen arkadaşlarım da var. öyle dokunayım, hissedeyim, paylaşayım, öpeyim,seveyim, düşüncelerini bileyim kriterlerini aşkın içine gömmüyorum. bunu da savunasım gelmiyor. herkesin aşkı kendisine zira, banane.
ama aşkta anlam aramaya, gerçekleştirmeye, çizgilerle betimlemeye gelince böyle hayran hayran bakıyorum. mutluluğun resmi çizilebilir geliyor aklıma hemen. aşkın tarifi bu kadar belirtilirken o da bu kadar standartlaşabilir.
değişik durumdur, olma ihtimali yüksek, olmasında dünyada kıyamet kopmayacak kadar önemsiz, duyguları yaşatmasında ise hoş bir sedası vardır.
ben bunu yaptım mesela. hala da hayatımda bu aşkı devam ettirdiğim biri var.
kendisini milyonlarca insanla paylaştığımı farketmem de uzun sürmedi. ilk okuduğumda, aklımı kaybetmeye yakın olduğumu hissettim. sonrasında ise bu aşk her gün köreleceğine daha da alevlendi. kendime geldiğimde, elimde onunla ilgili bir sürü doneler olmuştu. her yer onun yazıları, hakkında söylenenler, onu yer yer söyledikleriyle dolu bir arşiv. bununla yetinmeyip onu bir gölge gibi takip etmeye başladım. onun beni farketmemesi ilk başlarda umrumda değildi. çünkü ben aşık olmuştum. hiç karşılık beklemedim.aklımı başımdan aldığı, gözümü her kapattığımda ona hayranlıkla baktığım, yüzünün her kıvrımını ezberlediğim, sözlerini zihnimde tuttuğu bir tek ben biliyordum. bazen bu duygula yüzleşmek istemiyordum. pek belli etmemeye, sıradan biriymiş gibi davranmaya devam ediyordum çevreme. umrusamaz tavırlar içindeydim. herkes kadar sevdiğimi, herkes kadar beğendimi tekrarlıyordum. ama yalnız kaldığımda bir tek o vardı dünyamda. her yerde, her fırsatımda ona olan aşkımı ifade ediyordum. her boşluğu onunla dolduruyordum. bir zaman sonra hiçbir boşluk kalmamıştı hayatımda.
sonra ise barıştım bu aşkla. hayatımın en unutulmaz, en derinlerine koydum onu. zaman içinde o eski tutkum azalmadı, körelmedi ama hayatımın bir parçası gibi oldu. 6. duyum gibi oldu. artık o benim tek parçamdı.
sonrasında itiraf ettim ve herkes bildi onun kim olduğunu. o sadece tek kişiydi, biz tek kişiydik. milyonlarla paylaşsam bile, o benim dünyamda nacizane bir varlıktı.
hala da, ilk yazdığı şeyi okuduğum o günü yad eder, 6. duyumu yaşatmaya devam ederim. çünkü o benim için ölümsüz bir hayat kaynağı...
(bkz: steven patrick morrissey)
Kıskanmak
bu duygunun amacı, sonucu kısmını yıllardır çözemiyorum. labirentteki çıkış kapısının yokluğu var içinde.
neden bu garip hırçınlığa ulaşıyor bir insan? manasız, anlamsız geliyor bana. bu duyguyu yaşadığım için hiçbir zaman mutlu olmadım, olamadım. nasıl olur ki insan, hiç bilemedim.
duygunun şiddeti varoluş sebeiyle doğru orantılı. hiç tanımadığım, yolda yürürken 3 adım ilerimde olan insan için yaşadım. bazen en yakınımda duran ve asla kaybetmeyeceğime emin olduğum annem için. bazen beyaz perdede görüntülenen hikayenin kahramanı için. bazen kulaklığımda çınlayan ses için. bana bağlayan sadece aşk denen duyguyu beslediğim adam için...bana muhtaç olan kedim için... bir zamanlar benim de içinde olduğum yaştaki güzel kız için.. benden hiç haberi olmayan ve asla olmayacak, elde edemeyeceğim platonikim için.
hep bir şeyler buldum bu duyguyu yaşamak için. hep yaşadığım anlarda anlamlandırmaya çalıştım. elle tutulur sebepler aradım. sebep aradım, bulamadım. kurtulmak istedim, yapamadım. yaşamak istedim, acıttım, acıdım. güçsüzleştim, şaşırttım, utandırdım...belki, kim bilir, nefret ettirttim...
geçmedim bu duygunun hissinden, hep sakladım. bazen kuruttum, susturdum. bazen çığlık çığlığa göstermesine izin verdim. hiç yönetmedim onu, yönettirdim. kazanmadım, kaybettim. öğrenemedim yaşadıklarımdan bir şeyler. bazen daha güçlü gözüktü gözüme, arkasına sığındım. kalesinde bir esir gibi kaldım. hep flu kaldı hayatımda. uzak gibi sinsica yaşadı beynimde. ne zaman beni yeneceğini bilemeyen bir düşman varlığıyla, korkusuyla yaşadım.
vazgeçemedim. arkamda bırakıp geçip gidemedim bu duygudan. mutsuzluğuna gömdüm kendimi, ağrıttım kalbimi bu duyguyla. bir bebek kadar...
yenildim bu duygunun gücü altında. sustum.
Yeniden Doğmak gibi her merhaba!
Yıllar önce başlamıştım yazmaya..Kendi kendime , sessizce, herkesden habersiz bir kuytu köşelerde..Yıl 1993'tü..Hayattan bir haber , onüç yılın taşıyamadığı bir yük ile omuzlarında bir ajandaya sığınmış kelimeler ile...
Bugün geçmişime bir yolculuk yaparken buldum tozlu sarı kaplı ajandamı..Tekrar bir göz attım, bazı sayfalarına mıhlanarak bazılarına dudaklardan dokulen bir gülümseme ile...
Sonrasında yıllar...Zaman zaman tekrar kelimelerle sevişmek ve kapatmak tekrar sayfaları.
Bir anda neden dedim? Niye kaçtım ki kelimelerimi dökmeye bir yerlerden...Gizli saklı kalmış kağıt parçalarını bulduktan sonra.
Tekrar döndün bu sayfama, tekrar söz etmek istedim tüm olanlardan..
Evet her gün yeniden doğuyorum artık ..Şimdi onüç değil yirmisekiz yılın sorumluluğuyla ve yeniden doğuyorum bir bebek çığlıyla bu sayfalarda...
Merhaba!
Bugün geçmişime bir yolculuk yaparken buldum tozlu sarı kaplı ajandamı..Tekrar bir göz attım, bazı sayfalarına mıhlanarak bazılarına dudaklardan dokulen bir gülümseme ile...
Sonrasında yıllar...Zaman zaman tekrar kelimelerle sevişmek ve kapatmak tekrar sayfaları.
Bir anda neden dedim? Niye kaçtım ki kelimelerimi dökmeye bir yerlerden...Gizli saklı kalmış kağıt parçalarını bulduktan sonra.
Tekrar döndün bu sayfama, tekrar söz etmek istedim tüm olanlardan..
Evet her gün yeniden doğuyorum artık ..Şimdi onüç değil yirmisekiz yılın sorumluluğuyla ve yeniden doğuyorum bir bebek çığlıyla bu sayfalarda...
Merhaba!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)