31 Temmuz 2012 Salı

Mutluluğun Resmini Ben Çizebiliyorum Abidin!!

İnsanların kafalarını kurcalayan bu sorunun cevabını ben buldum! Ben buldum! Mutluluğun resmini çizebilirim Abidin, naber?! :)

Hem de bir tane değil, iki örneklemeyle sunabilirim sana Abidin! Bunca yıldır tüm insanlığı düşüncelere gark ettin, sessiz ve sinsice izledim ama artık yeter! bu konuya son noktayı koyuyor ve herkesin bunu çizmesine yardımcı olacak anahtar kelimeyi veriyorum: HA-YAL-LER!  

Evet, bu kadar basit. Hayalleri resmedin; mutluluğun resmi olsun. Bu kadar basit. Hiç aklınıza gelmedi mi? Yahu çok komplike düşünen beyinlere sahipsiz, ey insanoğlu! basite indirgeyin dünyayı artık! ehe ehe..

Bu kadar abuklaşmanın sonunda azıcık ciddi olayım da siz de okuduğunuz şeye saçmalamış bu demeyin. Evet, ana konumuz hayaller...Realist bir ağızdan duyabileceğiniz en ironik kelime budur. hayaller...Herkesin vardır hayalleri değil mi? Benimkilere ne kadar hayal sınıfa koymana birtakım insanlar olsa da benim de var. Hem de 2 tane! Bunlara genelde istekler, talepler gibi yakıştırmalarda bulunsa da insanoğlunun, benim için ulaşılması zor ve eriştiğinde mutluluğun tarifini yaptıracak güçte şeyler olmasını kabullendiklerinde, hayallerimin varlığına da saygı duyuyorlar. En büyük iki hayalim; Morissey'i Wembley Stadyumu konserinde en önde, söylediği her söze aynı ahenkle eşlik edebileceğim düzeyde izlemek ve de Roland Garros Kadın+Erkek finallerini locada izlemek.
Hemen gerçekleşmesi kolay şeyler bunlar diye yaftalayıp da beni eziklemeyin! Zira bu bahsi geçen şeylerin manevi ve maddi elde edim olasılıkları, gerçekçi beyninizi kullanıp da düşündüğünüzde dudak uçuklatıcı hale gelebilir. (buraya 19 Temmuz 2012 Morrisey Türkiye konseri yazısı gelecek,ehiehi)

Düşünebiliyor musunuz? Hayatınızda en çok önem verdiğiniz ve en sizi tatmin eden müzik adamını göz göze izleyebileceğiniz müthiş bir konser aurasını...O müthiş sesi kalbinize kadar girebilecek yakınlıkta şahit olmayı...

Ya da ikinci hayatında olmak istediği tek şeyin müthiş kariyerli bir tenis sporcusu olan bir insanın, büyük turnuvaların kralı olan Paris Roland Garros'ta, locada (CourtPhilippe Chatrier) , oyuncularının "yes" sesini kulaklarında çınlayarak izleyebildiğini...Toptan uçuşan tüylerin hareketini çıplak gözle görebildiğinizi..Koşturmadaki toprağın yüzünüze gelme ihtimalini..

Bunların ötesi bir zevk olabileceğini düşünmeyen bir bünyeyle hayallerimi tutunup mutluluğun resmini çizebiliyorum Abidin, nanik...


13 Temmuz 2012 Cuma

Film Şeridi

Bazen rüya gibi yaşarsın ya bazı şeyleri, o anlarda zamanı durdurmak istersin ya...Garip işte. Ne kadar büyüsen de, olgunlaşsan da, yaşanmışlıkları eklesen de hayatına, yine de o anı dondurmak istersin. Hatta ben, direkt geri sarıp tekrar yaşamak isteyenlerdenim. Hayatı film sanmanın getirileri bunlar...Biliyorum, çok film seyrediyorum. Zaten son zamanlarda bir film şeridi gibi geçiyor ömrüm temalı düşünceler beynimde zıplıyor. Geçer gider ama bazen insanların kayıpları, kazançlarından çok olup da bakiye eksi haneye ulaşınca ne akıl kalıyor ne mantık. Bu garipsemeleri hatmetmek, peşinden hazmetmek sonrasında da devam etmek gerek. Ben de gereklilikleri pek severim zaten :/



5 Temmuz 2012 Perşembe

Pişman-sız-LIK

Bir insanın, duygularını açıkladığı için yaşadığı pişmanlığı duymak, o insana olan tüm saygımı bitiriyor. Duygu hissedilmeli ki, hissettiğin için pişman olmamalısın. Neymiş? değmezmiş! Boşver yahu, değmesin; değmeyen sen değilsin ki O! Duygularını yaşayamamak bir pişmanlık olabilir ama duyguyu hissetmek asla pişmanlık olmaz. Yaşarsan, yaşatırsın...Bittiğinde ise yaşadığınla gurur duyar, yenisi için şans tanırsın...

3 Temmuz 2012 Salı

İnsanlar vs Bazı İnsanlar

Eski dünyada sürekli tekrarlanan bir replik vardı :"Ben yalan söylemeyi beceremem..." Yeni dünyada sürekli yaşanan tek replik var.."Yalansız yaşamam ben, yersen!". 

İnsanlar o kadar aciz, o kadar basitleştiler ki, yalanlarına inandırmak için, karşısındaki insanın değerlerini kanıt olarak gösteriyorlar. Karşısındaki insanın en savunmasız olduğu yerden yalanlarını savuruyorlar, inandırmak için hassas olunan tüm konularla geliyorlar koşa koşa. İnsanlar o kadar vicdansız ki, verilen sözleri tutmadıklarında, buna değişim diyorlar. İnsanlar o kadar bencil ki, olgunluğu söylemlerine ekliyorlar. İnsanlar o kadar egolarına yenik ki anlık tatminliklerini yaşayıp, sırtlarını bir anda dönebiliyorlar...İnsanlar için yaşama sebebini taşıyan şeye ismen bile sahip olanlar, isimsiz oluyorlar...



Ama bazı insanlar o kadar saf ki, hala bu bitik dünyada ufacık bir ışık gördüklerinde, inandıklarını savunan başka biri bulduklarında, benlik eksenlerine ortak olacak zerafeti yakaladıklarında teslim oluyorlar...Hala bir umut taşıyor bazı insanlarbelki de çok zavallıca...Ama maalesef hüsran içinde, bir adım daha dibe yaklaşıyorlar ve kabullenmeye çalışıyorlar. Bazı insanların susturuldukları gün zaferlerini kutlayan insanlara bakakalıyorlar. Bazı insanlar için en sevilen isim, en kötü  hatıra olarak gömülüyor tarihe artık...

Susuyor bazı insanlar sessiz, derin ve acı çığlıklar içinde...Ne kadar anlamlaştıramasa da insanlar..