17 Nisan 2015 Cuma


Birini Anlamaya çalışmak vs Birine anlatmaya çalışmak



Çoğu zaman vazgeçiyorum bu ikilemden. Belki üşengeçlik, belki umutsuzluk. Kimbilir belki de mutsuzluk.
Ama birini anlamaya çalışmaya gerek duymuyorum. Hemen anlaşılsın istiyorum. Soru işaretsiz, muammasız bilinsin istiyorum. Acaba mı diye sormayayım kendime. Doğru mu ki demeyeyim. Yanlış bile olsa görebileyim onu. Üstünde denklemler kurmayayım, takılı kalmayayım aynı adımlarla, hemen geçip gideyim önünden hikayenin. Hemen olsun. Bazen bencilce geliyor bu, olur mu; hani nerede emek, hani nerede zaman, hani nerede ince ince işlenen hayat. Ama ondan vazgeçmek daha zor çoğu zaman. Vazgeçerken acıtması daha sert geliyor. O yüzden anlayayım diyorum, anlatmadan da anlayayım.



Ama birine kendimi anlatmak daha da zor geliyor. Neden anlatayım ki? O, zaten beni anladığı için “O” değil mi? Beni çözdüğü için. Beni gülümsetebildiği için, ya da beni üzebildiği için. Herkesten farkı o değil mi? Sustuğumda aslında konuştuklarımı duyabildiğinden, çığlıklarımda aslında sessizliği koruyabildiğimden değil mi “O”?


Karışıyor kafam. Çok mu istiyorum ben, ya da herkesin istediği kadar mı? Diğerleri gerçekten bunları yaşıyor mu?


Hep sorular içinde cevaplar peşindeyim. Bazen de kaçmaların içinde durmalar peşindeyim..

ya da siz her şeyi boşverin ve bunu dinleyin ;




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder