Birini Anlamaya çalışmak vs Birine anlatmaya çalışmak
Çoğu zaman vazgeçiyorum bu ikilemden. Belki üşengeçlik, belki
umutsuzluk. Kimbilir belki de mutsuzluk.
Ama birini anlamaya çalışmaya gerek duymuyorum. Hemen anlaşılsın
istiyorum. Soru işaretsiz, muammasız bilinsin istiyorum. Acaba mı diye
sormayayım kendime. Doğru mu ki demeyeyim. Yanlış bile olsa görebileyim onu. Üstünde
denklemler kurmayayım, takılı kalmayayım aynı adımlarla, hemen geçip gideyim
önünden hikayenin. Hemen olsun. Bazen bencilce geliyor bu, olur mu; hani nerede
emek, hani nerede zaman, hani nerede ince ince işlenen hayat. Ama ondan
vazgeçmek daha zor çoğu zaman. Vazgeçerken acıtması daha sert geliyor. O yüzden
anlayayım diyorum, anlatmadan da anlayayım.
Ama birine kendimi anlatmak daha da zor geliyor. Neden anlatayım ki? O,
zaten beni anladığı için “O” değil mi? Beni çözdüğü için. Beni gülümsetebildiği
için, ya da beni üzebildiği için. Herkesten farkı o değil mi? Sustuğumda
aslında konuştuklarımı duyabildiğinden, çığlıklarımda aslında sessizliği
koruyabildiğimden değil mi “O”?
Karışıyor kafam. Çok mu istiyorum ben, ya da herkesin istediği kadar mı?
Diğerleri gerçekten bunları yaşıyor mu?
Hep sorular içinde cevaplar peşindeyim. Bazen de kaçmaların içinde durmalar peşindeyim..
ya da siz her şeyi boşverin ve bunu dinleyin ;

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder