7 Nisan 2015 Salı

Mim'li misin? Mim'liyim.. Ya sen "Mimleyemediklerimizden misin"?

Hey!

Aylar aylar oldu bir şeyler yazmayalı. Aslında yazdığım bir şeyler var ama onları genelde "pampa"ma gönderiyorum. Bu da blog yazma güdümü tetiklemiyor. Kafamda milyonlarca şey var ama nedense milyon kere de üşengeçim. Bu sebeple de bir şeyleri karalamak, yan gelip yatmaktan daha zor geliyor bünyeye. Susuyorum buralarda.

Gelelim başlığa. "mim" furyasına. Mim ya da fiil hali "mimlemek" bloggerların bir çeşit birbirine laf atma hali de diyebiliriz. Yani interaktif ortamda bir çeşit sosyalleşmek. Kendi içinde yazılmamış kuralları var, blog aleminde bu kurallara da uymak bir çeşit adab-ı muaşeret. Hayat pek enteresan oldu değil mi? Neyse yıl olmuş 2015, hala sosyal hayat, anti sosyal hayat söylemlerinden vazgeçip, beni mimlemiş olan Okuzovski emrine itaat edeyim. Haydi bakalım, insanlık için sıfır, benim için 100 puanlık mim metni;

* Tıp bilimine sempati duyuyorum ben kendi içimde. Hatta ebeveynlerim benim hep doktor olacağıma inanmışlardı. Bu sebeple de doktora gitme fobisi ömrü hayatımda yaşamadım. Hatta enteresan bir şekilde farmakolojiye de yatkınımdır. Zaman zaman hastalanan birilerinde semptomları dinleyerek teşhis koyma gafletinde bile bulunuyorum. Benim tek sorunum "hasta olmak" fiili ile ilgili. Her insan evladı gibi, hasta olduğumda kendimi pek biçare hissediyorum. Bu da fiziksel rahatsızlığın yanında bana psikolojik baskı bile uyguluyor. Ama buna rağmen "iyi" hasta olduğumu söylerler. Mızmızlanacak kimse olmayınca, hastalığın da iyisi olabilir. :)

* Hayatım boyunca kilo alma fobisi ile yaşamış biri olarak bana favori yemek sormak beni kalbimden pıçaaaklamak gibi bir şey. Ama Egeli olmanın verdiği hissiyat ile otlarla aram iyidir. Hatta abim genelde "inek" bir öğrenci olmamı bile bu ot sevdama bağlamıştı. Zira kendisi kahvaltıda da mangal yiyebilen bir bünyeye sahiptir.  Ot iyidir bu sebeple, candır, ciğerdir. Ama ille kırmızı et yiyecekseniz onu da az pişmiş yiyeceksiniz. İçimde bir Fransız besliyorum ben. ^-^  Ama her ne olursa olsun, bir Egeli olarak balıktan hiç hoşlanmadığımı itiraf etmek de benim antipatik özelliğim. Kendilerie ile oldum olası barışık olmadım. Sanırım çocukluğumda bana zorla yedirilen sardalyalara karşı aldığım intikam bu. Deniz ürünleri hiç sempatik gelmemiştir. Denizden çıkan şey yenir mi ya? 0_0

* Ömrümün yarısını tamamlamış biri olarak asabi biri olmadığımı iddia ederim hep. Ama benle ilk tanışan her insan "biraz gergin misin?" sorusunu sorar. Bu da onların kabahati bence. Ben gergin değilim, genelde insanoğlu fazla rahat. Bu konuyu çok konuşmayayım bence, sinirleniyorum. agsdfasfdghasfgdf

* Makyaj 30 yaşıma kadar hiç anlamadığım bir şeyken, bir anda fazlasıyla ilgi alanıma girdi.  o sektör çok karışık, detaylı ve enteresan bir sektör. Ve her şeyde olduğuı gibi, bu sektörde de ne kadar çok para o kadar harika malzeme sonucunda. Yani şu bir gerçek ki, kalite/fiyat doğru orantılı. Ne kadar fazla para harcarsanız o kadar iyi bir görünüm elde ediyorsunuz.  Yine de kadınların başkalaşmış halini bir kadın olarak tercih etmiyorum. Zira palyoça görmek istesem sirke giderim ?!Ancak, daha kusurları kapatabilen ve hala doğal halinizi koruyabileceğiniz çok acayip ürünler var.  Benim bu konuyla ilgili en garibime giden, ilgili bloggerların basit bir işle çok iyi para kazanabiliyor olmaları. Bu çok ilginç değil mi? :)

*çocuk isimleri tamam bende. Ben insan isimlerinin çok önemli olduğunu düşünürüm. Bu sebeple de bu konuyu basitleştirmeyi pek doğru bulmuyorum. Bir insanın ömrü boyunca taşıyacağı bir şeyi, bir anda karar vermemelisiniz. Zira sosyal tüm etkileşimlerdeki ilk izlenimler insanların ismi ile olur. Mühim mesele yani. Bu arada ben de iki isim taraftarıyım, tek sebebi ise birine seçim hakkı tanımak. Kendi ismimden hiç hoşlanmadığım için bu bende saçma bir yara galiba, bilemedim.

*Arkadaşlık iyidir, arkadaşlık gereklidir. Zamanı geri alamadığımızı unutmamak gerek. Bu konu benim yumuşak karnım. Belki bir gün çok detaylı bir şeyler söylerim. Ya da içimde biriktiririm. Ama arkadaşlık yine de önemlidir.

* uuu! en büyük hobime laf ettirmem. Sinema dünyası olağanüstü bir dünya. İnsanların bu dünyaya bu denli ilgisiz kalabilmelerine şaşkınlıkla bakıyorum. Ama bu konuda en kızdığım nokta, senaryo izleyicileri. Bir filmin konusunu beğenmediklerinde o filmi harcamak bir kural olmuş resmen. Oysa sinema bir bütün, bir ekip işi. İzlerken arka planın çalışma matematiğini de çözmek gerekir. SciFi harici her film benim tarafımdan izlenir. Özellikle festival filmleri daha pür dikkat izlenir.  Asla vazgeçmeyeceğim şeylerden biridir. Bir günde 6 film izlemişliğim var, bana bunlarla gelin. Haa bak, mimcilere özel not : "wristcutters a love story " pek bilinmeyen müthiş bağımsız filmlerden biridir. Bir fırsatta izleyiniz. 

* "Havalar nasıl olursa olsun benim havam iyi olsun" mottosu bende error veriyor. Yaz çocuğuyum ben, denizin dibinde bir yazlık yerde büyüdüm. Ne işi,m olur kar ile, soğuk ile, ayaz ile. Zaten çok üşürüm. Ayrıca kış aylarında panda gibi gezmeyi, o soğuğun içime işlemesini, iki büklüm dolaşmayı sevmem ben. Yağmur da sadece kapalı bir yerdeysem çekilebilir. Gözünü sevdiğim Temmuz ayı! hiç bitmese keşke.

* Universiteye gidene kadar ağzıma ne çay ne kahve koymuştum. Hatta net söyleyebilirim ki nescafe denilen şeyin varlığındna haberim yoktu. Bildiğim tek kahve Türk kahvesiydi, onu da içersem kararırdım. 0_0 Bu söz ile sevgili valideme selamlarımı iletirim. ben bu abuk sabuk korkutmaları yiyecek çocuk değildim neden bana bu acımasızlığı yaptı acaba :S Öğrencilik hayatım çay, kahve, su, soda, kola içmekle geçti. Her türlü sıvıyı rahatlıkla tüketirim. tek hazzetmediğim şey "domates suyu".

* Benim enlerim hiç olmadı. En sevdiğim filmi sorsalar 1 saat düşünür, bin çeşit sınıflandırma yapabilirim. Aslaları olan ama enleri hiç olmayan bir bünyeyim.

* Kendi evimin dışında uyuma ile ilgili sorunlarım var. Bu da yaşlandıkça oldu. Halbuki devlet yurdunda gençliğini heba etmiş biriyimdir. ben 60'lı yaşlarımı düşünemiyorum, hiç çekilmeyecek biri olacağım.

*İnsanlardaki hayvan sevgisizliğini hiçbir zaman anlamamışımdır. Sahip olmak bir sorumluluk gibi duruyorken, kişi kendisine bakabildiği sürece, başka bir canlıya daha bakabilir. Bu insanoğlunun kolaycılığa kaçması beni çıldırtıyor.


Yalnız ben ne anlarım mimden tinden sinden diyip de 1000 kelimelik yazı yazmak çok saçma oldu di mi? Her neyse efenim, mevzu budur. Mutlu Kalın..


(- hepsini okudunuz mu gerçekten?)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder