Algıda seçicilik kavramını yaşar oldum son günlerde. Hiç inanmam bu psikolojik kavrama oysa.
Kandırmaca gelir bana. İnsanın duymak istediği bilinç altındakileri kendine itiraf edemediğinde kullandığı bir çıkış yolu.
Çok sık kullandığım bir kelime vardır. Labirent. Tüm hayatı buna benzetirim.Bir labirentin içinde, bazen çıkışa çok yaklaşırken, bazen de daha da kaybolursun ya. Ya da duraksar, etrafa bakarsın. Bazen koşturursun içinde o kavisli yolun, bazen çömelirsin. En sıkıştığın anda gökyüzüne bakarsın. Daha birçok şey...
İşte labirentin içinde hiç yer olmayan bir kavram "algıda seçicilik".
Ancak, bir an es verdiğimde, algılarımda sürekli bir yönlendirme hissediyorum. Kontrolsüz bir şekilde gidiyorum. Hani yemek kokusunu duyan şuursuzca kokuya yönelen bir köpek gibi...
Sürekli yönlendirilirken buluyorum kendimi.
İnsanın kontrolsüz olmasına katlanamayan ben, tabii ki bu halimde nefret eder haldeyim.
Buna rağmen hala savaşıyorum beynimdeki sinyallerle. Kararlar alıyorum, vazgeçiyorum. Kendime kızıyorum, sonra affediyorum. Kendimi oyalıyorum, boş boş bakıyorum. Hayaller kuruyorum, kendim bozuyorum. Geleceği şekillediriyorum. Yazılar yazıyor, hepsini siliyorum. İnatlaşıyorum. Kaçıyorum.
Kayboluyorum.
Falanlar filanlar işte..
Enteresan olan ise, labirent kılavuzu olan ben, bu sefer bulamıyorum rotamı. Alıgıyı baskasına yönlendir diyenlere soruyorum.
Ne bir ışık ve ne bir karanlık.
Fluluğun içinde savrulur kalıyorum.
Sıkılıyorum.
Sonra da susuyorum.
NOT: neyi algım seçiyor, söylemedim. Erken henüz bunun için, çok erken.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder