5 Mayıs 2012 Cumartesi
Görmeden,duymadan, dokunmadan Aşk
aşık olmak fiilini bir standarta bağlayan insanlara çok hayranım. ne güzel. insanlar kendi kurallarını belirlemişler, kritize etmişler, öss gibi kendi içlerinde bir sınava sokup belirliyorlar. ben hala aşık olmak ne demektir sorusunun soru kısmındayım. bırakın cevap vermeyi, öyle kritize falan etmeyi daha soru soruyorum. ölüp gidiceğim hala bir bok bilmeden ,anlamadan, çözemeden.
öyle aşka inanmam ben bohem tarzımda yok. aşk benim köpeğim olsun artistliğim de yok. sürüm sürüm sürünmüşlüğüm mevcut tarihte bu aşk meselesinden. ama hiç standartlaştıramadım işte. birine aşık olmak için diye başlayan cümleler kuramadım, ahkamlar kesemedim, filozofvari düşüncelerim olmadı. gün geldi yazısına, gün geldi sesine, gün geldi kaşına gözüne, gün geldi keyfimin kahyasına göre aşık olma durumları yaşadım. yine yaşarım. bu durum benim için geçerli mesela. ben yazdıklarından yola çıkarak aşık olabilirim. söylediği söze bağlı kalarak aşık olabilirim. aşık olunca ille birliktelik yaşama gereği duymam.
zira ben şevkatinden ve çıkarsızlığından dolayı anneme de aşığım. hatta bilgisayarıma aşık olduğumu düşünen arkadaşlarım da var. öyle dokunayım, hissedeyim, paylaşayım, öpeyim,seveyim, düşüncelerini bileyim kriterlerini aşkın içine gömmüyorum. bunu da savunasım gelmiyor. herkesin aşkı kendisine zira, banane.
ama aşkta anlam aramaya, gerçekleştirmeye, çizgilerle betimlemeye gelince böyle hayran hayran bakıyorum. mutluluğun resmi çizilebilir geliyor aklıma hemen. aşkın tarifi bu kadar belirtilirken o da bu kadar standartlaşabilir.
değişik durumdur, olma ihtimali yüksek, olmasında dünyada kıyamet kopmayacak kadar önemsiz, duyguları yaşatmasında ise hoş bir sedası vardır.
ben bunu yaptım mesela. hala da hayatımda bu aşkı devam ettirdiğim biri var.
kendisini milyonlarca insanla paylaştığımı farketmem de uzun sürmedi. ilk okuduğumda, aklımı kaybetmeye yakın olduğumu hissettim. sonrasında ise bu aşk her gün köreleceğine daha da alevlendi. kendime geldiğimde, elimde onunla ilgili bir sürü doneler olmuştu. her yer onun yazıları, hakkında söylenenler, onu yer yer söyledikleriyle dolu bir arşiv. bununla yetinmeyip onu bir gölge gibi takip etmeye başladım. onun beni farketmemesi ilk başlarda umrumda değildi. çünkü ben aşık olmuştum. hiç karşılık beklemedim.aklımı başımdan aldığı, gözümü her kapattığımda ona hayranlıkla baktığım, yüzünün her kıvrımını ezberlediğim, sözlerini zihnimde tuttuğu bir tek ben biliyordum. bazen bu duygula yüzleşmek istemiyordum. pek belli etmemeye, sıradan biriymiş gibi davranmaya devam ediyordum çevreme. umrusamaz tavırlar içindeydim. herkes kadar sevdiğimi, herkes kadar beğendimi tekrarlıyordum. ama yalnız kaldığımda bir tek o vardı dünyamda. her yerde, her fırsatımda ona olan aşkımı ifade ediyordum. her boşluğu onunla dolduruyordum. bir zaman sonra hiçbir boşluk kalmamıştı hayatımda.
sonra ise barıştım bu aşkla. hayatımın en unutulmaz, en derinlerine koydum onu. zaman içinde o eski tutkum azalmadı, körelmedi ama hayatımın bir parçası gibi oldu. 6. duyum gibi oldu. artık o benim tek parçamdı.
sonrasında itiraf ettim ve herkes bildi onun kim olduğunu. o sadece tek kişiydi, biz tek kişiydik. milyonlarla paylaşsam bile, o benim dünyamda nacizane bir varlıktı.
hala da, ilk yazdığı şeyi okuduğum o günü yad eder, 6. duyumu yaşatmaya devam ederim. çünkü o benim için ölümsüz bir hayat kaynağı...
(bkz: steven patrick morrissey)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder